Sabit Kusur: Çevirmenin Emeğini Hor Görmek

Posted by on Nisan 19, 2012 in Deneme, Güncel, Yorum

Çevirmenler olarak “çeviri eleştirisi” olduğu sanılan UTC’lerden (Unidentified Translation Criticism), benim kısaltmamla “ÇEL”lerden ne kadar bıktığımızı bilen bilir. Bu garip şeyler dergilerde, gazetelerde, köşe yazılarında aniden belirir, halk bir acele fotoğrafını çeker bunların, basına servis eder, eşe dosta anlatır: “Gördün mü, ÇEL geldi, bak fotoğrafını çektim, mantara benziyor.” Bu ÇEL’lerin varlığı konusunda türlü rivayetler türer, hatta ÇEL görenlerin aralarında buluşup dernek kurduğu, tarikata dönüşen bu dernek üyelerinin Yüce ÇEL’in yeryüzünde zuhur edeceği ÇELAMET Vakti’ni beklediği, zaman zaman da yere dikdörtgen çizip çeviri eleştirmeni tanrısı ÇEVTAN’ı çağırdıkları rivayetler arasındadır.

Ben pozitif bilgiye gönül vermiş biriyim. Bu ÇEL’lerin ortaya çıkmasını, yaygın şekilde görülür olmasını da halkın pozitif bilimden, bilgiden uzaklaşmasının, zaten zayıf olan analitik düşünme yeteneğinin silinmesine bağlıyorum. Şirketler dini kurumlardan daha şiddetli bir şekilde akılları siliyor, cep telefonu reklamlarından internet yanardöner reklamlarına kadar her şey aklı zayıf düşürüp ÇEL benzeri sanrıları çoğaltıyor bence. Reklam kuşağı arası edebiyatla ilgilenen halkların sıkça ÇEL görmesinde şaşırtıcı bir şey yok: edebiyat ciddi bir şey çünkü, fona kahkaha efekti arasıra gerekiyor. Tanımı şöyle verelim: Edebiyatın bir türü olan gerçek çeviri eleştirisinin tersine, ÇEL, okurları interaksiyon/etkileşim içinde olduğuna ikna etmek için tasarlanmış bir efekttir.

Bu efektlerden biri Sabit Fikir adlı derginin 30 bin adet basılmış olan Nisan 2012 sayısında görünmüş. Risâle-i Nur öğrencisi Bila Perva ile Good&Berg matbaası mürettibi Libris Lipum’un hazırladığı Karne adlı sayfada, benim çevirmiş bulunduğum bir kitabı (Tam Benim Tipim, Domingo Yayınevi, Simon Garfield) baskı kalitesi açısından değerlendirmeye almışlar; o arada bir de ÇEL görünmüş, hemen fotoğrafını çekmişler. Çok zarif bir görünümü olan bu ÇEL, iltifatla başlıyor, sonra minik bir İngilizce sözlükbilgisi dersi eşliğinde bir hata saptanıyor, bir ifadenin güzel türkçemizin renkli nağmeleriyle değil de tek bir sözcükle doğrudan karşılandığı belirtilip çeviri metninin yavanlığıyla anlam zenginliğini zayıflattığı ilan ediliyor. Sonra bu ortalama seksen sözcüklük ÇEL şu çerçevelik saçma söz ile gözden kayboluyor: “Biz yine de çeviri kritiğini çevirmenlere bırakıp konumuza dönelim.”

Şimdi, bu ÇEL’in çok eğlenceli bir efekt olduğuna şüphe yok. Yazının tepesinde kitabın yazarının adı “Simon Garfield” değil büyük puntolarla “Simon Garield” diye yanlış yazılmış, böyle başlayan bir yazıda çevirmene “Letters”ın anlamları açıklanıyor. Yani çevirmenin dalgınlığa düşme hakkı yok, ama pervasız ÇEL’istlerin hakkı var. Niye? Çünkü öyle. Peki sonra şöyle sorayım: “What is ‘hand caligraphy’ “? İngilizcede “caligraphy” diye bir sözcük yok, “calligraphy” var. O da “güzel yazı” anlamına geliyor. “Hat” ile karşılanması riskli, çünkü, bence, “kaligrafi” daha demokrat, liberal bir sanat, “hat” gibi karşılıklar bulunursa, bizde de yazı sanatı çok yaygınmış fikri uyandırıyor. Her neyse, şimdi, hem yazar ismi yanlış yazılmış, hem “calligraphy” yanlış yazılmış, üstelik kitapta “hand calligraphy” diye bir şey olduğu söyleniyor? AMA YOK. KOCA KİTAPTA “HAND CALLIGRAPHY” DİYE BİR İFADE GEÇMİYOR. İşin kötüsü, CALLIGRAPHY sözcüğü 7 kez geçiyor ve hepsinde de  KALİGRAFİ diye çevrilmiş. Peki “el yazısı” nereden çıktı?

El yazısı kitapta DÖRT kez geçiyor. Birinci “el yazısı” human script, ikincisi “cursive lettering”, üçüncüsü “script”, dördüncüsü “script typeface specifically based on her handwriting” (ben “onun elyazısına dayanan bir elyazısı karakteriyle” diye çevirmişim, yayınevi “onun elyazısını temel alan bir el yazısı fontu” diye düzeltmiş). Bilmem, bu çeviri kararı çeşitliliği yeterince yavan mıdır, anlam zenginliğini yeterince zayıflatıyor mudur? Ama bir bildiğim var, Bila Perva ve Libris Lipum kardeşler DOĞRUYU söylemiyorlar. İngilizce metin ile Türkçe metni karşılaştırmamışlar. “Aşk mektupları” için bir karşılık bulamayıp (Aşk harfleri? Harfi Aşk? Aşkın Her Harfi?) hayaller kurmuşlar.

Dolayısıyla, “bu ve benzeri pek çok tercihi” incelemiş gibi yaparken tek bir şey yapıyorlar: DOĞRUYU SÖYLEMİYORLAR.

ÇEL’istlerin anlamadığı şey şudur: hayat gibi metinler de hata yüklüdür, o hataları en aza indirmek için insanlar birlikte iş yaparlar; o yüzden eleştiri, memleketimizin çok yaygın insan tiplerinde görüldüğü gibi sürekli hata bulmaya çabalamak ya da sürekli övmek değil, yapılan şeyi geliştirmek üzere o şeye katkıda bulunmaktır. Bu yüzden edebiyat ve çeviri eleştirisi, edebiyatın, çevirinin tamamlayıcısıdır.

Açıkçası ben baskı ve grafik uzmanlarından, öncelikle Türkçede bu kitabın bir benzerinin neden var olmadığını sormalarını ve hemen yazmaya çağrı yapmalarını, bildiklerini not not yazmalarını beklerdim; üç beş kitap dışında yazı tarihimizin neden hiç konu olmadığını, bütün o hurufatların nereye gittiğini, kitapta anlatılan matbaa müzesinin İstanbul’daki muadilinin niye öyle yoksul kaldığını, font araklayarak yaşayan bir kültürün nereye gittiğini sormalarını, Apple “yazı karakteri” derken Microsoft’un “yazı tipi” dediğine dikkat çekmelerini ve yayınevinin bence ciddi bir cesaret ve kibarlık ederek yer vermekte tereddüt etmediği şu dipnot üzerinde düşünmelerini isterdim:

“İlginç bir ayrıntı: Türkiye’ye “entertip” adıyla giren ve yaygın olarak kullanılan Linotype makineleri kullanan dizgiciler gerçekten de çok yüksek bir satır sezgisine sahip olurdu. Kurşun kalıp halinde çıkacak satırı, satırın nereden bölüneceğini hesaplar, ona göre espas yani boşluk bırakırlardı. Onun yakalayamadığı hataları kurşun satırları alt alta dizerek sayfayı bağlayan kişi ve tashihçi saptar, bu hatalar daha sonra kurşun satırların kesilip araya hurufat takımından eklemeler yapılarak düzeltilirdi. Dizgi sırasında makinenin daktilo tuşlarının hemen arkasındaki, üstü genellikle açık duran bir bölmede sıcak kurşun kaynardı ve kokusu doğruca dizgicinin nefesine karışırdı. Dizgicilerin bundan hastalanmakta olduğu herkesçe bilinirdi. Yani bilgisayar dizgisinde de devam eden duruşla ve parmak kireçlenmesiyle ilgili hastalıklara ek olarak, kurşun zehirlenmesiyle bağlantılı hastalıklar vardı eski dizgicilerde. – ç.n.” (s. 243)

Biz çevirmenler, bu entertipçilerle meslek kardeşiyiz. Bu entertipçiler – bir tanesi babası Sabri Çeliker’in Çelikcilt Matbaası’nda çalışan teyzemdi – bozuk ciğerleriyle birlikte silinip gittiler piyasadan, yağmur tanesi gibi yağan harfleri tek tek sesinden tanırlar, kurşun satırın üzerindeki harf sayısını şaman gibi hesaplarlardı. Sonra fotodizgi ve sonra bilgisayarlı dizgi geldi ve çevirmenler artık yayınevlerine elyazısı ya da daktilo metin teslim edemez oldular; artık entertipçilerin koltuğunda, kurşun yerine radyasyon alarak hem çeviriyor hem diziyorlar. Ben de yirmi iki yıldır oturuyorum yazı koltuğunda, on iki yıldır sabah dokuz akşam on on iki çeviri yapıyorum, sigortasız, iş güvencesiz, kendi mutluluğum için. İşte o yüzden yazdım bu metni. İki takma isimle yazılmış, iki paragraflık, 30 bin tirajlı, lakayt bir üslupla yazılmış doğruyu söylemeyen bir çiziktirmeyi hak etmediğimi çok iyi biliyorum ve derginin bir sonraki sayısında bunun net bir şekilde düzeltilmesini bekliyorum. Çünkü çevirmenden hiç bahsedilmemesi bana hiçbir şey kaybettirmiyor, ama böyle yarım ağız bahsedilmesi çok şey kaybettiriyor – en önemlisi, iş dünyasına olan güvenimi.

ÇELAMET Vakti yakın mı, ÇEVTAN daha önce yeryüzüne iner mi? Bilmiyorum. Dediğim gibi, ben pozitif bilime inanırım, kültür UFO’ları olan UTC’lere, ÇEL’lere değil çeviri eleştirilerine inanırım. Onu da çevirmenler de değil, çeviri eleştirmenleri yapacak. Mars’a UFO’larla değil, yaptığımız uzay araçlarıyla gideceğiz.

Hülasa: Kitabı okumadan çevirisini değerlendirmek, bu değerlendirmeyle bir emek gücünü değersizleştirdiğini fark etmemek, bir çevirmenin ruhuna ve hayatına zarar verdiğini fark etmemek mümkün ve bunu yaymak mümkün – öyle ise, bunun hastanelerdeki doktor cinayetlerinden ne farkı var, doktora kulak vermeyip hekimlik yapmaktan ne farkı var? İşlemediği hata için doktoru öldürenle, kitapta olmayan sözlerin çevirisi için çevirmeni eleştiren kişiler arasındaki fark nedir?

Ek

Tam Benim Tipim için basında çıkan yazılar:

Yekta Kopan http://filucusu.blogspot.com/2012/03/bu-yaz-verdana-ile-yazlmstr.html

Semih Gümüş http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1082027&CategoryID=40

Elif Tanrıyar http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/edebiyat/2012/02/28/yazi-karakterlerinin-oykusu-nedir

Kanat Atkaya http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20051142.asp

Fevzi Yazıcı http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=5&newsId=7515

Gülenay Börekçi http://egoistokur.com/balyoz-davasinin-seyrini-bir-yazi-fontu-mu-degistirecek-calibri-operasyonu/

NTSMag http://www.ntsmag.com/?p=2164

Popüler Mevzular http://populermevzular.com/2012/03/04/haftanin-en-populer-kitabi-tam-benim-tipim/

http://www.tumblr.com/tagged/tam-benim-tipim

 

Daha fazla Deneme, Güncel, Yorum
Sosyal Hizmetler Pahalanırken, İnsan Ucuzluyor..

Sağlık çalışanlarının bugün eylem yapmasına yol açan şiddet ortamını, her meslek açısından, çevirmenlik açısından da okumakta yarar.

Kapat