Amerika’da Bir Çeviriye On Yedi Buçuk Yıl Ceza

Posted by on Mayıs 6, 2012 in Güncel, Manşet, Yorum

Çeviribilimci Mona Baker hukukçu David Cole’un “39 Ways to Limit Free Speech” adlı New York Times yazısını Translation Studies Portal‘a taşıdı. Yazı Türkiye açısından da ilginç olan bir konuyu, sadece çeviri yaparak – ya da barışçı eylemlerle – yasadışı bir örgüte destek verme suçu fikri ile anayasa ilişkisini tartışıyor. Tarek Mehanna, Cihad konulu (Pakistan kaynaklı?) bir kitapçığı İngilizceye çeviren bir genç mi, yoksa demokratik toplumu yıkma niyeti güden bir Amerikan yurttaşı mı? Sözkonusu kitapçığın Türkçede de yayınlanıyor olması tartışmaya ayrı bir boyut katıyor. 8 Mayıs günü devam edecek olan Muzır Çeviri Davalarında muzır, sadece sıradışı ve aşırı açık ifade edilmiş cinsellikle sınırlı olarak yorumlanıyor, oysa muzır olgusuna Amerika’daki gibi aşırı ve aşırılıkçı dindarlıkla (her tür aşırıcılıkla) demokrasinin çatışması perspektifinden bakmak da mümkün. Kanuni Sultan Süleyman’ı sadece haremiyle göstermenin karşısında sadece dindar fetihçi olarak göstermek var, denge kolay değil. Ama her koşulda soru aynı, özgürce düşünme ve bu düşünceyi ifade etme, demokratik anayasa için bir hak mı, değil mi? – çeviren Sabri Gürses.

Özgür Konuşmayı Sınırlamanın 39 Yolu

David Cole

İnternette “İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 Yolu (39 Ways to Serve and Participate in Jihad)”* diye ararsanız 590 bin sonuç çıkar. Bu Arapça belgenin tam metin İngilizce çevirilerini Internet Archive adlı internet kütüphanesinde; 4Shared Desktop adlı dosya paylaşma sitesinde; ve bazı İslami sitelerde bulabilirsiniz. Onun bir Birleşik Devletler Senato Komitesi meclis raporunda ve Kongre tanıklığında anıldığını ve tartışıldığını görebilirsiniz. Rahatça okuyun. Ama sakın, 2003 yılında Suudi Arabistan’da Arapça olarak yazılmış olan orijinalden bir çeviri yapmaya kalkışmayın. Çünkü eğer internette biraz daha ararsanız, 12 Nisan günü, Sudbury, Massachusetts’te yaşayan Tarek Mehanna adlı 29 yaşındaki bir Amerikan yurttaşının “39 Yolu” çevirmek ve internette dağıtmaya aracı olmak nedeniyle on yedi buçuk yıl hapse mahkum edildiğini görürsünüz.

Anthony Lewis’in New York Times sütunundan sorduğu gibi, “Burası Amerika mı?” Bir belgeyi çevirdiği için on yedi buçuk yıl? Tamam, bu aşırılıkçı bir metin. “39 Yol” arasında “Allah’tan içtenlikle şehitlik dileyin,” “Cihadı kendiniz arayın,” “Mücahitleri saklamak” ve “Kafirlere karşı düşmanlık duymak” gibi şeyler var (Fakat diğer “hizmet yolları” arasında, “Yüzmeyi ve ata binmeyi öğrenin,” “Fiziksel olarak zinde olun,” “Kafirlere muhalefet edin” ve “İkiyüzlü ve hainleri teşhir edin” de var.) Ama elbette yaygın olarak bulunabilen bir belgeyi çevirdiği için insanları yaklaşık yirmi yıl hapsedecek noktaya gelmemişizdir değil mi? Sonuçta, haber örgütleri ve akademisyenler cihad metinlerini rutin olarak çevirip yayıyor; sözgelimi, Usama bin Ladin’in mesajlarıyla ilgili haberleri bir düşünün.

Hükümet asla bu standardı karşılamaya çalışmadı. Belgenin ya da çevirisinin herhangi bir şiddet eylemine yol açtığını kanıtlamadı, Mehanna’nın, bu çeviri aracılığıyla, yakın bir tarihte suç niteliğinde bir eyleme niyetli olduğunu da kanıtlamadı. Aslında, Mehanna’yı herhangi bir şiddet eylemiyle suçlamadı. Bunun yerine, savcı başarılı bir şekilde Mehanna’nın çevirisinin el-Kaide’ye, okurları kendi başlarına cihad yapmaya sevk ederek yardım etmeye niyet ettiğini ve bu yüzden de bir “terörist örgüte” “maddi destek” sağladığını savundu.

2009 yılında, hiçbir sabıka kaydı bulunmayan Tarek Mehanna “terörizm” suçlamasıyla tutuklandı ve ağır hapse mahkum edildi. Ona açılan davada 21 yaşındayken, 2004 yılında arkadaşlarıyla birlikte Yemen’e gittiği, Irak’ta mücadele etmek üzere cihadcı bir eğitim kampı arayıp bulamadıkları ve internette dağıtılmak üzere birkaç cihad yanlısı kitapçığı ve filmi çevirdiği öne sürülüyordu. İki aylık bir davanın ardından, terörist bir örgüte malzeme desteğinde bulunmak üzere hazırlık yapmakla suçlandı. Jüri onu başarısız Yemen seyahati yüzünden mi – cihad yanlılarıyla bilinen bir teması olmamıştı – yoksa çevirileri yüzünden mi suçlu bulduğunu belirtmedi, bu yüzden, mevcut yasaya göre, mahkumiyet onu konuşmaları yüzünden cezalandırmaya izin verilmediği sürece geçerli sayılamaz. Mehanna temyize gidiyor.

Geleneksel (bunu “9/11’den önceki” diye okuyun) İlk Anayasa [First Amendment] öğretisine göre, Mehanna “39 Yolu” kendi yazmış olsa bile suçlanamazdı, hükümet o belgenin “yasadışı yakın bir eylemi yol açma niyetinde olduğunu, buna yol açtığını” ispatlamak gibi ağır bir yükü, yazılı metinler sözkonusu olduğunda yerine getirmenin neredeyse imkansız olduğu bir standardı üstlenmediği sürece. 1969 yılında, Brandenburg-Ohio davasında, Yargıtay, İlk Anayasa’nın, “zencilerden” ve “Yahudilerden” “intikam almayı” savunan bir Ku Klux Klan toplantısında konuşma yapan bir Ku Kluk Klanlıyı koruduğunu göstererek bu standardı belirledi. Bunu da, politik muhalifleri (örneğin anarşistleri, savaş karşıtı protestocuları ve Komünistleri) hedef almak üzere suçu savunmayı bir araç olarak kullanmayı önleyen yasaları kullanan federal ve eyalet yönetimleriyle yaşadığı deneyimlerden sonra yapabilmişti.

Fakat Mehanna’nın durumunda, hükümet asla bu standardı karşılamaya çalışmadı. Belgenin ya da çevirisinin herhangi bir şiddet eylemine yol açtığını kanıtlamadı, Mehanna’nın, bu çeviri aracılığıyla, yakın bir tarihte suç niteliğinde bir eyleme niyetli olduğunu da kanıtlamadı. Aslında, Mehanna’yı herhangi bir şiddet eylemiyle suçlamadı. Bunun yerine, savcı başarılı bir şekilde Mehanna’nın çevirisinin el-Kaide’ye, okurları kendi başlarına cihad yapmaya sevk ederek yardım etmeye niyet ettiğini ve bu yüzden de bir “terörist örgüte” “maddi destek” sağladığını savundu.

Savcı benim savunduğum bir davada, Holder-Humanitarian Law Project davasında verilen, 2010 tarihli bir Yargıtay kararını dayanak gösterdi. Humanitarian Law Project’te, anlaşamayan Mahkeme, barışı ve insan haklarını savunmayı, “terörist bir örgüt” olarak belirlenen bir örgüte yardım olarak ve onunla koordinasyon içinde yapıldığı zaman “maddi destek” statüsünde gördü. (Davanın davacıları Türk hükümetiyle olan tartışmalarını barışçı yollardan çözmek üzere, PKK’yı, insan hakları şikayetlerini Birleşmiş Milletler’e çıkarmaya sevk ederek ve Türk hükümetine yönelik barış tekliflerine yardımcı olarak cesaretlendirmeye çalışıyorlardı.) Mahkeme hükümetin bu tür şiddet içermeyen barışçıl eylem yandaşlığını, İlk Anayasayı ihlal etmeden suç sayabileceğine karar verdi, çünkü, yabancı bir terörist örgüte yapılacak herhangi bir yardımın son aşamada yasadışı amaçları destekleyebileceğine inanıyordu.

Humanitarian Law Project kararı, daha önce de açıkladığım gibi oldukça sorunlu bir karar. Ama Mehanna’nın davası daha da ileri gidiyor. Hükümet Mehanna’nın el-Kaide’den herhangi biriyle karşılaştığına ya da iletişime girdiğine dair kanıt sunmadı. çevirinin el-Kaide’ye gönderildiğini de kanıtlamadı. (Al-Tibyan Publications adlı, el-Kaide’nin bir parçası ya da vitrini olarak saptanmamış olan bir internet yayıncısı tarafından yayınlandı.) “39 Yol”un el-Kaide tarafından yazıldığını bile öne sürmedi. Savcı Mehanna’nın internetteki sohbet odalarında grubun ideolojisine hayranlık gösterdiği yolunda bolca kanıt sundu. Fakat insan hiç iletişim kurmadığı bir gruba “maddi destek” sağlayabilir mi?

Yargıtay Humanitarian Law Project’te, Birleşik Devletler hükümetinin “maddi destek” statüsünü savunurken yaptığı gibi, yasanın belirli bir örgütün davasına destek olarak “bağımsız yandaşlığa” girmeyi bir suç saymadığını vurguladı. Çoğunluk için yazan Başsavcı John Roberts bu sınırlamanın anayasa tarafından emir altına alındığını sağlam bir şekilde gösterdi:

Mahkeme ayrıca Kongrenin, eylemlerinin anayasal kaygıları nasıl kapsayabileceğini düşünmek konusunda kendi sorumluluğunun farkında olmasının önemli olduğunu düşünüyor. En önemlisi, Kongre bağımsız yandaşlığa, ya da yabancı terörist gruplar tarafından kontrol edilmeyen, onlarla koordine edilmeyen, onlara yönelik olmayan herhangi bir eyleme herhangi bir sınırlama getirmekten kaçınmıştır.

“Maddi-destek statüsü altında,” diye savundu Mahkeme, insanlar “herhangi bir konuda istedikleri her şeyi söyleyebilirler.” Ama anlaşılan “cihad” konusunda söyleyemezler. Mehanna’nın davasındaki savcı çevirinin Mehanna’nın cihadcılığa ve özel olarak el-Kaide’ye verdiği ideolojik destekten beslendiğini savundu. Ama bir koordinasyon, ya da tamamlanan ürünün el-Kaide’ye ya da onun bilinen yandaşlarından herhangi birine gönderilmesi sözkonusu değilken, durum “bağımsız yandaşlıktan” öteye geçmemiş gibi görünüyor; yani hükümetin cezalandırmayacağını, Yargıtay’ın da cezalandırılamayacağını söylediği bir eylemden öteye geçmemiş gibi görünüyor.

“Cihada hizmet etmek ve katılmanın 39 yolu”nu okumaya hiç ilgi duymayanlar bu konuyla neden ilgilensinler? Tam da bir Klan üyesinin ya da bir anarşistin yaptıkları konuşmalardan dolayı yargılanmalarıyla neden ilgileniyorsak ondan. tarih bize özgür konuşmanın sağlam bir demokrasi için temel önemde olduğunu ve eğer hükümet ifadeyi politik içeriği yüzünden cezalandırabilirse, o gücü düşmanlarına saldırmak için de kullanabileceğini gösteriyor. Bugünün düşmanı cihada yakınlık gösteren herhangi biri olabilir, ama yarının düşmanının kim olacağını kim bilebilir. Demokrasiyi bozmak için 39 yola ihtiyaç yok; hükümete beğenmediği konuşmayı cezalandırma gücü vermek bunu tek bir hamlede yapacaktır.

* Sözkonusu kitapçık Türkçede “Cihadı desteklemenin 44 yolu“, “Cihad” vb. başlıklarla da, farklı imzalarla yayınlanıyor. “İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 Yolu” adı Şehadet Yayınları’nın çeşitli kitap sitelerinde satışta bulunan, Konya’da basılmış, 2010 tarihli Abdurrahman Küçükkayaoğlu çevirisinde konmuş (Tefsir ve Siyer sitesi Tevhid-i Hakikat sitesinde bir pdf versiyonu var).  İngilizce çeviri “Cihada hizmet etmenin ve katılmanın 39 yolu” adını taşıyor. – ç.n.
Ek – Şu yazılara da bakılabilir:
Superman ve Yüzbaşı America ile Mehanna ilişkisi:  http://www.greenewave.com/marvel-and-dc-univserse-stand-with-tarek-mehanna/
Felluce için özür dileyen asker Ross Caputi’nin Mehanna’yı savunması: http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cifamerica/2012/apr/16/tarek-mehanna-punished-speaking-truth
Aile güvenliği açısından bir değerlendirme: http://www.familysecuritymatters.org/publications/id.11055/pub_detail.asp
Daha fazla Güncel, Manşet, Yorum
TÜÇEB Etkinliği Canlı Yayında Olacak

Hacettepe Üniversitesi Çeviri Topluluğu'nun düzenlediği "Türkiye Çeviri Öğrencileri Birliği 1. Ulusal Çeviri Eğitimi Öğrenci Çalıştayı" 4 Mayıs 2012 tarihinde saat 09:00'dan itibaren Beytepe Yerleşkesi Mehmet Akif Ersoy Salonu'ndan canlı olarak yayınlanacaktır. http://tv.hacettepe.edu.tr/

Kapat