Devletin Kültür Kurumlarını Kim Kapatıyor?

Posted by on Mayıs 18, 2012 in Güncel, Yorum

Devlet Tiyatroları’nın özelleştirilmesi akıl almaz bir emek ve sermaye ucuzlaştırılmasına yol açacak büyük olasılıkla; ve özelleştirme planının ayrıntıları gitgide netleşiyor: “Başbakanlık Devlet Tiyatroları’nı kapatıyor!” Fakat tiyatrolar kapatılan ilk kültür kurumu mu, kârlılık değerlendirmesi bir yana bırakılırsa, kurumları gerçekten iktidar mı kapatıyor?

2005 sonunda yayına başladığımızda sıkça ele aldığımız iki temel sorundan biri Milli Eğitim Bakanlığı  Yayınevi’nin ve yayınlarının, bütün ülkeye yayılmış M.E.B. kitap satış merkezleriyle birlikte özelleştirilmesiydi.

Diğeri de, bu özelleştirmenin başlıca sonuçlarından biri olan, 100 Temel Eser listesi ve çalıntı/intihal çeviriler oldu.

Klasik eserlerin, temel kültürün özelleştirilmesiyle birlikte kültürün derin bir yozlaşması yaşandı. Yapılacak şey belliydi, 2006’da “M.E.B. Klasiklerini Halka Geri Verin” diye seslendik – pek ilgilenen olmadı. Gazetelerin kampanyalarını takip ettik: 2007’de “Promosyon değil kültür devrimi”, 2008’de “Bu Tarafta Anlatılan Senin Hikayendir” – sessiz kalmak yeğlendi. Oysa neredeyse birebir olarak tiyatrocuların yaşadıklarını yaşıyordu edebiyat alanı – çevirmen ve yazarlarıyla.

Bugün Devlet Tiyatroları’nın özelleştirilmesi süreci de neredeyse birebir aynı özelleştirme süreci olarak görünüyor. Milli Eğitim Klasikleri’nin, o kadar ciddi bir devlet yatırımının özelleştirilmesi edebiyat dünyasının ilgisini nedense pek çekmedi; hatta tersine, gazetelerin klasik kitaplar dağıtma kampanyalarında birçok ünlü yazar, sanatçı etkin rol aldı; çoğu kez çalıntı olan çevirilerle dolu kampanyaları, niye tavsiye ettiğini incelemeksizin halka tavsiye etti.

O yüzden, bugün, özellikle M.E.B. yayınları ve intihal/çalıntı klasikler piyasasının şiddetli bir tepki görmeksizin kültür alanında yer alabildiği bir ülkede, devletin sanat ve kültür piyasasındaki sorumluluklarından, kalıntı kamuculuk anlayışından çekilmesi, özünde sanat ve kültür piyasasındaki aktörlerin kendi iç anlaşmazlıklarını yansıtıyor.

Refik Erduran’ın devlet tiyatroları özelleştirmesiyle ilgili yorumunu bu şekilde anlamakta yarar var:

“Yıllar önce DT’de bir reform yapılmalıydı. Tiyatrocular kurumlarını iyileştirmek yerine birbirlerini yemeği tercih ettiler. Tiyatronun bu haliyle gitmeyeceği belliydi. Tiyatrocular bir takım formüllerle kendi sorunlarını çözmeye çalışabilirlerdi. Bir boşluk oluşturuldu. Politikacılar da bu boşluğu doldurdu.”

Belki de sorun devletin devletçi ve kamucu olmaktan çıkması, özelleştirilmiş bir kültürü daha uygun bir ideolojik aygıt olarak belirlemesi, yeni bir resmi ideoloji biçiminin ortaya çıkması değil sadece, aslında sanat ve kültür piyasasının bu konuda ona öncülük ediyor olması.

Büyük olasılıkla, kültür ve sanat alanındaki özelleştirme süreci, P.T.T.’nin özelleştirilmesi sürecini kopyalayacak ve bir on yıla kalmadan, telekomünikasyon şirketlerinin çığırtkan reklamlarında tiyatro ve sinema sanatçılarının neşeyle oynaması türünden garabetleri, İstanbul merkezli bir küresel eğlence piyasasıyla içiçe geçmiş “muhazakar etkinliklerde” daha yaygın göreceğiz. Benzetme yapmakta zarar yok: Cem Yılmaz’dan Şener Şen’e bütün reklam sanatçıları “Her ev bir tiyatro, bir sinema” olacak diyen reklamlarda oynamıyor mu? Yılmaz Erdoğan’dan Rutkay Aziz’e şiiri ekrana ve reklamlara taşımanın çeşitli örneklerini veren sanatçılar bu geçişin habercileri değil miydi? Devletin kültür kurumlarını kim işlevsizleştiriyor ya da önemsizleştiriyor ya da değersizleştiriyor ya da kapatıyor: Onlar mı, yoksa onlar mı, yoksa biz mi?

Olay çok daha önceden başlamıştı aslında: Sertap Erener’in yazdığı Türkçe Marşı’nı ve onu, adı MyShowland’ken İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi olan salonda kimlerin dinlediğini; Fazıl Say ile Sertap Erener’in birlikte Türk Marşı çaldığını hatırlayan var mı?

http://www.turkokullari.net/content/view/51/42/

Türkçe Marşı: http://www.turkceolimpiyatlari.org/website/content/353

Türk Marşı reklamı: http://www.videoklipci.com/sertap-erener/sertab-erener-turk-marsi-video_c431d371f.html

Ve aslında tiyatroların kapatılmasından, bugün adını duymadığımız – ışıkçısından dekorcusuna dek – çok sayıda tiyatro emekçisinin işsiz kalma tehlikesiyle karşılaşmasından başka bir tehlike daha var ufukta: devlet tiyatrolarında yaratılan kültür sermayesi nasıl paylaştırılacak? Yağma mı yaşanacak, yoksa adil bir piyasa mı ortaya çıkacak? Çeviri alanında yaşanan yağma ve çalıntı orada da yaşanacak mı?

İstanbul bir şey kaybetmeyecek bence bu süreçte. Sorular asıl Anadolu için.

Daha fazla Güncel, Yorum
Yanıltıcı çeviriye dayanan Sabah gazetesi, Merkez Bankası'nın politikalarının "eşsiz bir avantaj" olarak görüldüğünü söylüyor.
Hangisi Daha Zararlı: Yanıltıcı Çeviri mi, Birebir Çeviri mi?

Bir tarafta Fransa'da yayımlanmış bir kitabın olduğu gibi çevirisi, diğer tarafta Almanya'da yayımlanmış bir raporun olmadığı gibi çevirisi - Türkiye'ye, Türk toplumuna ve Türklüğe hangisi zarar verebilir?

Kapat