Çeviri Platformu’nda Dışişlerinin Çevirisi: İşverenden sertifika istenecek mi?

Posted by on Haziran 26, 2012 in Yorum

Avrupa Birliği Bakanlığı Çeviri Platformu’nun tartışma kısmında söz alan Dışişleri Bakanlığı Tercüme Dairesi başkanı, 2011 içinde kurulan dairenin çalışmalarını anlatırken üç önemli ve çarpıcı şey söyledi: Birincisi, üniversiteden çevirmenlik eğitimi alarak gelmiş çevirmen memurların daha verimli olduğunu söyledi; ikincisi, dairede görevlendirilen ve Dışişlerinin mesajlarını beş dile çevirmek üzere çalışan memurların sayısının toplam on kadar olduğunu söyledi; üçüncüsü, ve en önemlisi Arapça çevirileri yapacak uzman bulamadıklarını söyledi.

Evet, 2011 içinde sınavla alarak görevlendirdikleri Arapça çevirmeni, bir dil bölümünden değil, bir doğa bilimleri bölümünden – yanlış duymadıysam, veterinerlik bölümünden  mezundu – uzman değil, alaydan yetişme bir çevirmendi.

Ama daha da ilginç olan şey, açıklamanın devamıydı: Diğer dillerdeki çevirileri ben kontrol edebiliyorum, dedi başkan, fakat Arapça kontrolü yapamıyorum – bu çevirileri kontrol edilmesi için yurtdışındaki bir büyükelçiliğe göndermek zorunda kalıyoruz.

Ben, olduğum yerde donakaldım.

İstanbul’da, Boğaz Köprüsü’nden biraz ötede, deniz kıyısındaki güzel bir salonda oturuyorduk. Salonda ülkenin çeşitli yerlerinden eğitimciler, işletme sahipleri, çevirmenler vardı.

O anda benim aklıma gelen tek şey Suriye oldu. Birkaç gündür Suriye’ye yönelik sert mesajlar dile getiriyordu yönetim. Olayların bugünkü gibi savaş gerilimine gelmesi mümkündü, iç işlerine müdahale ediyorduk.

“Suriye’ye gönderilen Dışişleri mesajları nasıl yazılıyor peki?” sorusu geçti aklımdan. “Kontrolü yapanı kim kontrol ediyor?”

Salonun atmosferi başka bir tartışmaya (eğitmenler-öğrenciler-işletmeler ilişkisine) odaklanmıştı, büyük olasılıkla yanlışlıkla dile getirilmiş olan bu gerçeğin üzerinde durmadı kimse.

*

Fakat o sırada yapılan tartışmanın bir simgesi gibiydi bu ürkütücü durum. Türkiye Çevirmenler Derneği çalışmaya gelen öğrencilerin büyük kısmının yetersiz olduğunu, kendilerinin ayrıca eğitmek zorunda kaldığını söylüyordu. Eğitmenler de onlara işçi yetiştirmediklerini, genel çeviri ve uygulaması eğitimi verdiklerini, (ve bir bakıma) tersine işletmelerin verilen eğitime uygun nitelikte olmadığını söylüyorlardı.

Soru, bence, aynıydı: Kontrolü yapanı kim kontrol ediyor?

İşletmelerin kontrol ettiği çeviri ve çevirmenler piyasada sınanıyor.

Niteliksiz saydıkları çevirmenleri işten çıkarıyorlar.

Peki işletmeleri kim kontrol ediyor?

Eğitmenlerin kontrol ettiği öğrenciler piyasada çalışıyor.

Peki eğitmenleri kim kontrol ediyor?

İşletmeleri piyasadan başka kontrol eden yok – bu işletmelerin varlığı, birikimi, yararlığı üzerine karşılaştırmalı istatistik bilgiler, herhangi bir tarihçe çalışması, yok.

Eğitmenleri üniversite sisteminin – ve yenilerde, üniversite piyasasının – dışında kontrol eden yok – akademik verimlilik ne düzeyde, iş piyasasıyla uyum var mı, eğitim çağdaş ve güncel teknik ve düşünsel olanaklara sahip mi?

İşletmeler, tercüme büroları, çeviri yayıncıları piyasaya katkıda bulunacak – yeni üretim alanları açacak – nitelikte ve işlevsellikte ürünler verebiliyor mu? Eğitmenler öğrencilere çeviride bilgisayar kullanma ve bazı kuram olasılıkları sunmanın ötesine geçebiliyor mu?

Sertifikasyon tartışmasının özü bu bence. Sertifika sürecine katılacak olan kurumlara kim sertifika veriyor, onların sertifikalarının yeterliğine kim karar veriyor?

Piyasa kontrol yapabilecek olgunluğa sahip mi?

Yani çeviri işletmesi açmak ve çeviri/bilim eğitmeni olmak için mevcut, standart düzenlemelerin ötesinde bir düzenleme gerekmiyorsa; onlardan sertifika talep edilmiyorsa, işçilerden neden bir sertifika talep edilmesi mümkün hale getiriliyor?

Bu sürecin tuhaflığını yayıncılık alanından sergilemek mümkün. Kitap yayıncısı olmak için özel bir diploma sahibi olmak gerekmiyor, yayıncının çalıştırdığı kişilere işletme ruhsatı dışında bir güvence vermesi de gerekmiyor. Ama o yayıncıya çeviri yapmak için, çeviri adayının bir güvence vermesi şart – diploma ya da gayrıresmi bir onay. Yapılan işten de piyasa öncelikle işin üzerinde ismi belirtilen çevirmeni sorumlu tutuyor.

Fakat yayıncının sorumluluğu çerçevesinde sorulması gereken sorular var: yayıncı çevirmene gerekli çalışma süre ve koşullarını sağlamış mıdır; teslim aldığı işi gerektiği gibi yayınlamış mıdır; yayını uygun piyasalara sokmuş ve iş aktinde belirtildiği şekilde davranmış mıdır; iş aktini gerektiği gibi hazırlamış mıdır, işini mesleki etik kurallarla gerçekleştirmiş midir?..

Aynı durumlar bir tercüme bürosuna giren çevirmen için de geçerli – tek farkla, çevirmen yaptığı işleri tek tek isimle sahiplenemez, büronun çeviri talep eden şirketlerle kurduğu ilişkiyi sahiplenir. Fakat işletmeci için sorular neredeyse aynıdır: işletmeci sorumluluklarını yerine getirmiş midir?

İşte bunun kontrolü yok.

İşte bunun kontrol mekanizmasını işaret eden bir yol, sertifikasyon mekanizmasında yok.

 

*

Buradan sertifikalamanın gereksiz ya da işlevsiz olduğu sonucu çıkmaz.

Sertifika sistemi gereklidir, fakat bu sistemin kurulu olduğu gelişmiş ülkelerle Türkiye arasındaki yapısal farkları görmek gerekir. Gelişmiş ülkeler sertifikasyonu çalışan bireyin yeterliğini öne çıkarmak için düzenleyebilir, birey odaklı çalışma yapabilir, çünkü bireyi sistem içinde kurum ve yapılara karşı güvenceye alan düzenlemeler de eşzamanlı olarak daha yaygındır, vardır, gelişmiştir.

Türkiye’de durum hâlâ böyle değildir.

Yerli işletmelerin yabancı işletmeler karşısında,

küçük işletmelerin büyük işletmeler karşısında,

çalışanın işveren karşısında gücünü artıran düzenlemeler yeterli değildir.

Ekonomi uzun vade planlı değildir, gelece dönük yapısal, kalıcı iş koşulları sağlanmamıştır. Birçok sektörde piyasa iç değil, dış dinamiklerle belirlenmektedir.

Bu ortamda öncelikli olan işverenlerin çalıştırma ve iş yapma koşullarını denetime almak olmalıdır. Çalışanların küçük bir grubu için değil yaygın bir grubunun iyi koşullarda çalışmasını sağlamak üzere hazırlanan bir kontrol mekanizması öncelikli olmalıdır.

*

Bu da bizi en başa, Dışişleri Bakanlığı Tercüme Dairesi başkanının yaptığı açıklamaya geri götürüyor. Bakanlık Ocak 2011’de şu ilanı yayınlamıştı:

 “657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesine göre büro hizmetlerinde çalıştırılmak üzere İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerinden ”mütercim” unvanlı toplam 28 sözleşmeli personel alınacak.

Adaylarda üniversitelerin en az 4 yıllık eğitim veren, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dili eğitimi/edebiyatı/mütercim-tercümanlık veya çeviribilim bölümlerinden veya eğitim fakültelerinin İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça bölümleri ile bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yuriçi ve yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmaları şartı aranacak.”

Birkaç ay sonra, Kasım 2011’de şu ilginç haber yer aldı basında:

 “Türk-Arap İşbirliği Forumu Dışişleri Bakanları 4’üncü toplantısı için Fas’ın başkenti Rabat’ta bulunan Davutoğlu, bugün dışişleri bakanları toplantısında bir konuşma yaptı.

Reuters ve AFP gibi yabancı ajanslar, Davutoğlu’nun konuşmasında Suriye rejiminin akan kanı durdurmaması halinde “ağır bedel ödeyeceği” yönündeki sözlerini dünyaya son dakika haberi olarak geçti. Bu sözler, dünyanın önde gelen yayın organlarının internet sitelerinde manşetten verildi.

Ancak kısa bir süre sonra söz konusu yabancı ajanslar, Davutoğlu ile ilgili haberlerine “kaynağından düzeltme” geçti. Reuters düzeltme notunda, Davutoğlu’nun “Suriye ağır bedel ödeyecek” yönündeki sözlerinin sarf edilmediğini ve söz konusu hatanın “Fas Dışişleri Bakanlığı’nın resmi tercümanının yanlış çevirisinden” kaynaklandığını belirtti. ..

Davutoğlu’nun Suriye “yalnızlığa mahkum edildi” yönündeki sözlerinin “Suriye ağır bedel ödeyecek” şeklinde yayınlanmış olduğu ortaya çıktı.”

Anlaşılan Davutoğlu’nun konuşmasının önceden hazırlanmış bir Arapça çevirisi mevcut değildi.

Çevirinin böylesine önemli olduğu bir ortamda, bakanlığın kendi çeviri potansiyelini ve çevirmenler için çalışma koşullarını geliştirmesi, çalışanlara daha büyük olanaklar sağlaması, sayıyı ve kontrol mekanizmalarını artırması gerekmez mi? Örneğin Arapça çeviriler için çeşitli yerli işletmelerle, çevirmen ve dil uzmanlarıyla bir komisyon oluşturup hazırlık yapması yararlı olmaz mı?

(Örneğin bu, Sertifikasyon taslağında çevirmenin işi olarak belirtiliyor: “E.3.4. Çeviri işinin ait olduğu özel alanla ilgili bir uzman ile erek/hedef metnin terimsel ve dilsel açısından kontrolü için işbirliği kurar.” Peki işverenin bu işbirliği için olanak sağlama sorumluluğu?)

Bakanlığın, dış etkenlerden aşırı belirlenen çeviri ortamlarında (örneğin, Suriye ile gerilim gibi çeviri momentlerinde) “Reuters, AFP” gibi yabancı – aslında kendi çevirmenleri de olması gereken – işletmelerin ortamı/piyasayı belirlemesinin önüne geçmek üzere düzenleme yapması gerekmez mi? Burada yaşanan durum çeviri olanaklarının dar tutulması yüzünden gerilimli bir ortamda risk içinde olma durumu değil mi?

İşte bu, sertifika talep edilen çevirmen karşısında, işletmenin, işverenin de o sertifikanın muadiline sahip olması gerektiğini hatırlatan bir sorun değil mi? Peki, bu tip sertifikayı kim hazırlayacak?

Neden çeviri işverenlerinin, işletmelerinin, çeviri eğitim kurumlarının da (örneğin oteller gibi) denetime tabi olması, derecelendirilmesi düşünülmez? Çeviri ihtiyacının turizm kadar yaygın olduğu bir ülkede, çevirmenlerin derecelendirilmesinden daha öncelikli bir konu değil mi bu?

***

Not: Bana ilginç gelen bir şey, sözgelimi Turizm Sektör Komitesi’nin hazırladığı kat görevlisi standardı ile Medya, İletişim ve Yayıncılık Sektör Komitesi’nin hazırlattığı çevirmen standardı taslağı arasında özellikle ilk kısımda çok büyük yakınlıklar olması oldu; mesleklerdeki bu ortak sorumlulukları görmek ilginç. Fakat Türkiye’nin standartları ağırlıkla çalışan kişiye yönelik hazırlanmış gibi görünürken, örneğin Kanada’nın standardı şirketler için de öne çıkardığı görülüyor.

Daha fazla Yorum
Avrupa Birliği Bakanlığı Çeviri Platformu ve Çevirmenlik Meslek Standardı

Avrupa Birliği Bakanlığı Çeviri Platformu ve Mesleki Yeterlilik Kurulu’nun “çevirmenlik” için hazırladığı “Taslak Meslek Standardı” çerçevesinde bazı şeyleri belirlemek mümkün ve yararlı olabilir.

Kapat