İşletmeyi devlet ve hukuk sistemi denetliyor

Posted by on Haziran 29, 2012 in Yorum

Ben Ahmet ÇALLI, ES Bilgisayar ve Danışmanlık şirketinin ortağıyım. Aynı zamanda Çeviri İşletmeleri Derneği’nin genel sekreteriyim. ES’i ne kadar tanıdığınızı bilemiyorum ancak adının bilgisayar olduğuna bakmayın biz Türkiye’deki yerelleştirme amaçlı kurulan ilk şirketiz (zaten işe yazılım yerelleştirmesi ile başladığımız için adımızda bilgisayar var). Bugün yine yerelleştirme konusunda muhtemelen Türkiye’deki en büyük şirketiz. Bizi diğer çeviri işletmelerinden ayıran belki de en önemli fark ise şirket ortaklarının hiçbirinin çevirmen olmaması (mühendisiz).

Yıllarca önce Çeviri Derneği’nin bir toplantısı vesilesiyle Türkiye’deki çevirmen camiası ile tanışmış oldum (öncesinde çok kapalı bir çevre ile kendi işimizi hallediyorduk). Dönemin dernek başkanı hocamız, dernek çevirmenlere eğitim ile sertifika versin, ilgili bölüm mezunları 1 yıl, diğerleri 2 yıl eğitim alsın diyince kendimi tutamayıp söz istedim ve “sayın hocam ben sizin yetiştirdiğiniz mezunları makbul çevirmen olarak kabul etmeyeyim mi yani, verdiğiniz eğitimi inkar mı ediyorsunuz?” diyince herkese soğuk bir duş olmuştu. Ancak bugün hocamın aslında ne demek istediğini biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum.

Herkes üniversitelerin eğitiminden şikayetçi ama “üniversite eğitimi”ni kavram olarak sorgulayan da yok. Öğrenciler ve “piyasa” tarafından bakıldığında üniversitelerin meslek okulu olması arzu ediliyor, eğitimciler tarafından bakıldığında da bilim yuvası. Ancak ilgili “bilim” konusunu bilen eğitmen var mı derseniz, o da başka sorun. Ancak ilgili “bilim” konusunda ders veren akademisyenlerimizin büyük çoğunluğu da filoloji kökenli. Şimdi bizler eğitmenlerden farklı bir bilim alanında bilimsel eğitim vermelerini bekliyoruz. Yine de son yıllarda inanılmaz bir gelişme var, ve akademisyenleri ciddi biçimde takdir ediyorum çünkü durumun aslında ilk farkında olanlar da onlar. Öğrenciler tarafından bakıldığında ise durum biraz daha farklı galiba. Onlar eğitimde bir gariplik olduğunu seziyorlar ama henüz adını koyamamışlar. Ben kendi açımdan baktığımda, eğitimdeki gerçek eksikliğin farkındalık olduğunu düşünüyorum. Bugün “iyi” olarak bilinen okullardan mezun olanlar kendilerini herşeyi biliyor addediyorlar, daha adı duyulmamış okullarda okumuşlar ise hiçbirşey bilmediklerini düşünüyorlar ve her ikisi de yanılıyor, piyasa beklentilerinin ve çevirmenliğin ne olduğunun farkında değiller. Bizim işletme olarak açıkçası tek beklentimiz var, adam gibi bir dil bilgisi ile desteklenen uzmanlık. Bana kalırsa, çevirmenlik ile ilgili bir sertifika verilecekse, genel bir sertifika yerine mümkünse belirli konularda uzmanlık sertifikaları çok ama çok daha fazla işe yarar. Tabii bu defa da ciddi bir açmazla karşılaşıyoruz. Çünkü belirli bir konuda uzman olmak için o konuyu enine boyuna bilmek yani o konuyu meslek edinmiş olmak lazım. Bu da sözü edilen eğitimin söylemine ve ruhuna ters. Çünkü çevirmenlik eğitimi, çevirmen herşeyi çevirir mantığı ile veriliyor, ancak durum bu değil, çünkü çevirmen maalesef hiçbir zaman herşeyi çeviremiyor ve bana kalırsa çeviremeyecek de (çevirdiği durumda da makul –veya feasible- olmayacak). Dolayısıyla çevirmene sertifika veren uzman da çevirmen olmayacak veya olmayabilecek. Yok bu sertifika genel bir sertifika olacaksa, yukarıda dediğim gibi, bu defa da zaten mezun olmuş adama ne sertifikası diye sormak lazım.

Şimdi asıl söz etmek istediğim işletmeler kısmına gelelim. İşletmelere sertifika verilmesine gerek yok. Bir işletme için sertifikadan beklenen her şey, ama her şey, zaten yasalar ve mevzuat ile çerçevelenmiş. Örneğin sözünü ettiğiniz işletmenin çalışma ortamı ve şartlarının sınırları, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığının işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı ile çerçevelenmiş. Çalışanlarına karşı yükümlülükleri SGK ve çalışma bakanlığı mevzuatı ile belirlenmiş, serbest çevirmenler ve diğer tüm üçüncü taraflar ile olan ilişkileri yapılan sözleşmeler çerçevesinde ticari, hukuki ve mali yükümlülüklerle ilgili mevzuatlara göre belirlenmiş. Dolayısıyla bir işletmenin tüm davranış biçimleri aslında yasalar ile belirlenmiş. “Çeviri Platformu’nda Dışişlerinin Çevirisi: İşverenden sertifika istenecek mi?” başlıklı yazıdaki sorunun yanıtı da aslında burada yatıyor. İşletmeyi mevzuat çerçevesinde devlet ve hukuk sistemi denetliyor aslında.

Çeviri Platformu’nda Dışişlerinin Çevirisi: İşverenden sertifika istenecek mi?” başlıklı yazıda söz edilen denetimin işletme-çevirmen ilişkisinin denetimi olduğunun farkındayım. Ancak burada maalesef eğitimdeki en büyük eksiklik devreye giriyor. Eğitim sistemi içinde birkaç üniversite dışında kişilerin mali ve hukuki yükümlülüklerinin anlatıldığı tek bir ders bile yok. Bugün çevirmenlerin çok çok büyük bir yüzdesi sözleşme yapmayı bilmiyor. Çevirmenlerin çok çok büyük bir yüzdesi mali yükümlülüklerinin farkında bile değil. Örneğin çevirmen aynı veya farklı taraflara 1 yıl içinde 2 veya daha fazla gider pusulası imzaladığı takdirde, söz konusu gelir ne olursa olsun vergi kaçırmış olacağının ve mali suç işlemiş olacağının farkında değil. Peki, çevirmen farkında değil de işletmeler farkında mı? Onlar da değil. Dolayısıyla çevirmen-çeviri işletmeleri ilişkileri de eğer yasalarla belirlenmiş kurallar çerçevesinde oluşturulursa, bunları da kimsenin denetlemesine aslında ihtiyaç yok. Etik kurallar diyorsunuz. Etik de aslında kelime anlamı ile anlaşmalara uymayı gerektiriyor. Yani aslında ortada ahlaki bir davranışa bırakılmış bir şey olmaması gerekiyor. Eğer bir kişi veya kuruluş tüm ticari, mali, hukuki yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirirse ortada etik gerektirecek bir durum da olmayacak. Örneğin bir işletme çalışanın sigortasını tam yapmıyor mu? 2 yol var, ya şikayet et, ya çalışma. Burada etik bir durum yok ki? Ama şartlar böyle diyorsanız o halde bu şartları düzeltmenin yolu meslekleşmeden ve örgütlenmeden geçiyor. Eğer hiç kimse o şartlarda çalışmazsa o işletme o davranışta bulunamaz (fazla idealist olduğunun farkındayım ama başka çözüm yok bana göre).

Tabii işletmelerde bir de kalite standardı sertifikaları var, ISO ve EN gibi. Bunlar zannedildiği gibi işletmenin kalitesini, hele de yapılan işin kalitesini hiç göstermiyor. Bunlar işletmenin her zaman aynı davranış biçiminde olacağının standardı. Yani ben kalitesiz iş üretiyorum ama her aynı kalitesiz işi üretiyorum diyorsanız bu standart sertifikalarına sahip olabilirsiniz.

Nihayetinde çeviri sürecine baktığınızda, aslında sistem doğal süreç içinde kendi kendisini denetliyor. Siz bu süreçteki denetim boşluklarını ne kadar doldurmaya çalışsanız, zaman içinde başka boşluklar oluşmaya devam edecek. Nihayetinde sertifikasyon zorunlu bile olsa benim müşterim beni buna zorlamadıkça benim için hiçbir önemi olmayacak. Bu sadece ülkemizde değil, dünyada da böyle. Örneğin ABD’de ATA sertifikası sadece bir gösterge. ATA sertifikası almış çevirmen her işi iyi yapar anlamına gelmiyor. Benim en önemli denetçim, müşterim. Onun denetçisi de varsa onun müşterisi. Siz de kitap çevirisi yapıyorsanız, sizin denetçiniz de okurlar. Çevirisine dayanamayıp duvara fırlattığım çok kitap oldu. Çevirmenlerini veya yayınevini aklımda tutmaya çalışıyorum.

Ancak, tüm bu yazdıklarım sonucunda bana göre, sektör için, sertifika ne kadar önemsizse, meslekleşme de o kadar önemli. Önce meslekleşme, arkasından doğal süreç içinde kalite, refah ve umarım daha güzel günler.

Ahmet ÇALLI

ES Bilgisayar ve Danışmanlık

ÇİD Genel Sekreteri

Daha fazla Yorum
Düzeltme: Dışişleri, çeviri eğitimi almış çevirmenlerin artmasını istiyor

“Çeviri Platformu’nda Dışişlerinin Çevirisi: İşverenden sertifika istenecek mi?” başlıklı yazıya Dışişleri Bakanlığı Tercüme Dairesi Başkanı sayın Vehbi Esgel Etensel bazı eleştiriler getirdi.

Kapat