Çeviriyle Savaşmak, Savaşı Durdurmak

Posted by on Ağustos 24, 2012 in Deneme, Güncel, Yorum

2005’ten bu yana çeviri ile günlük hayat arasındaki organik bağı, günlük hayattaki çeviri olgularını sergilemeye çalıştım, çalıştık. Üniversitede, yayın dünyasında, hatta teknik-uzmanlık çevirisi alanında çeviri aşırı metinsel, edebi bir olgu olarak ele alınıyordu o dönemde. Bir sabun kalıbının üzerindeki çeviriden, bir otel odasındaki uyarıların çevirisinin sosyal etkilerinden pek bahsedilmiyordu. Şiir çevirisiyle kullanma kılavuzu arasında gidip geliyordu tartışmalar.

Geçen zamanda çeviribilimin, çeviri incelemelerinin, araştırmalarının alanı genişledi, renklendi. Fakat bu arada hiç değişmeyen bir konu gitgide öne çıktı, sabit bir yer edindi: savaş çevirileri.

Savaş yanıbaşımıza 1980’de geldi. Türkiye’de din ve milliyet eksenli bir askeri rejim kurulurken, İran-Irak Savaşı başladı ve 8 yıl sürdü. 1980’den kısa süre önce İran’da İslam Devrimi ya da Darbesi olurken, Türkiye’de de PKK ortaya çıkmıştı. Savaş ve terör içiçe büyümeye başladı.

1990’da Amerika Irak’ın Kuveyt işgaline müdahale etti ve Amerika’nın uzun işgali başladı. O zamandan bu yana, Amerikan yaşam tarzının petrol ve maden ihtiyacı kan pompalıyor Arabistan’dan Afrika’ya uzanan bir bölgeye. 20. yüzyıldaki kısa umut dönemi sona erdi. Barbarlık, yağmacılık dalga dalga yayılıyor. Bahar diye anılan bütün eylemlerde silahlarının ve dünya görüşlerinin kaynağı belirsiz bir erkek kalabalığı görülüyor – sırf bu bile, kadınların baharda silahsız ve görünmez olması bile, bir umutsuzluk kaynağı.

Geldiğimiz nokta aslında çok uzun zamandır öngörülüyordu: Arabistan’da aşiret hayatından petrol ve maden serveti biriktirmeye doğru ilerleyen birkaç ailenin bu servetle çevreyi kontrol etmeye başlaması şaşırtıcı değil; silah sanayisini bütün bir yaşam tarzı haline getirmiş olan Amerikan çobanlarının dünyayı yönetmeye kalkışması da şaşırtıcı değil. Böyle bir dünyada Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan coğrafyada serpilen antik şehir uygarlığı, sadece sözde şehir demokrasisi hayaliyle canlı duruyor.

Türkiye günün eğilimine göre davranarak buraya kadar geldi. Kore Savaşı uzaktaydı, oraya gönderilen askerler hikayeleriyle geldi. Almanya uzaktaydı, oraya gönderilen işçiler hikayeleriyle geldi. Bütün bir yirminci yüzyıl içinde, bugüne kadar, Türkiye’nin çarpıcı bir kurtuluş savaşı ve hızlı modernleşme hamlesinden başka bir yaratıcılığı yok. Ve bir hamle yapmadığı için çevresindeki güçler onu şekillendiriyor, hamle yapmazsa böyle de devam edecek. Aylaklar için bu bir sorun olmayabilir, fakat çevre güçler onu savaşla, şiddetle, paranın ve silahın gücüyle şekillendiriyor.

Medyanın ve siyasetin dilindeki bütün sorunlar sahte: etnik, dini, siyasi ayrımcılık.. Bu sahteliği simgeleyecek birkaç görüntü yayınlandı daha son birkaç ayda: “Mutluluğu Paylaş” yazan tentenin altında ağırlanan şehit yakınlarının görüntüsü, koli bantıyla paketlenmiş bayrak sarılı çocuk tabutunun başında aileyi bir kenara iterek yanyana dizilmiş bir halde görünen siyasetçiler, aileden çok ağlayan siyasetçi yakınları..

Türkiye’yi Türkiye’nin yönetmediği, bütün bölgeyi yönetmeye kararlı bir iradenin yönettiği apaçık. Bir vitrine bakıyoruz, ama vitrindeki mankenler giymiyor, kullanmıyor sergilenen eşyaları- vitrindeki konular sahte. Gerçek olan, işletmenin muhasebe kayıtları ve hukuka uygun çalışıp çalışmadığı hakkında hiçbir şey bilmiyor olduğumuz. Libya’ya, Suriye’ye ne gönderdiğimizi, ne yaptığımızı tıpkı 1990’larda Azerbaycan’a ne gönderdiğimizi, ne yaptığımızı bilmediğimiz gibi bilmiyoruz. Türkiye’nin o zamanlar tıpkı Esad gibi görünüşte dostu Ebulfez Elçibey’in adını hatırlayan var mı?

Bu sürekli savaş ortamında kültürü de çatışmalar belirliyor. Bunu söyleyen siyasetçi haklı, yazılar birer silahtır, daha doğrusu insanın kendini saldırganlardan korumak üzere kullandığı birer araçtır. Nükleer füze ve askeri üs yığınağı haline gelen, bütün enerjisini kendini yok etmeye adamış bir dünyada yazının silah olduğunu söylemek, yazının ne kadar güçsüz olduğunu söylemekten başka bir şey değil. Fakat yine de yazı asıl silahtır: Doğru’yu, Doğruluk’u ya da Hakikat’i nükleer füzeyle ortaya çıkarmak imkansızdır, ama iyi bir yazı, saldırganı, yalancıyı Doğru’yu kabul etmeye zorlayan bir yazı bunu başarabilir.

Savaş çevirilerini daha çok savaş ve çatışma durumlarındaki çevirmen açısından, çeviri durumu açısından ele aldık. Ama hep akılda tutmak gereken şey, çeviri yardımıyla savaşı durdurmak, çevirinin de bir korunma-savunma aracı olduğu gerçeğiydi.

Bu kadar yıllık yolculukta, Türkiye en utanç verici, kederli dönemlerinden birini yaşarken bunu dile getirmeyi başarabildiysek, ne mutlu. O zaman bütün çabalarımıza, yorgunluğumuza değmiştir. Belki de Türkiye için sıradışı, umut verici, onurlu, harikulade bir yaşam fırsatı vardır.

Sevgiler.

Daha fazla Deneme, Güncel, Yorum
VII. Uluslararası Rusça Çevirmenleri Toplantısı

Rusya'da Ağustos sonu ve Eylül başında bir dizi çeviri toplantısı yapılıyor.

Kapat