Morton Abramowitz: Yeni bir Pulliam vakası mı?

Posted by on Ekim 5, 2012 in Yorum

Savaş hazırlığı savaş sayılmaz mı? 4 Ekim tezkeresini onaylayan milletvekilleri sayılmadığını öne sürüyor.

Oysa toplum iç çatışmaların, terörle mücadelenin dışında, daha genel bir savaş hazırlıklılığının başladığının farkında.

Eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz 20 Eylül’de bir yazı kaleme almış – yazı bir yanıyla Pulliam Vakası’ndaki ani dönüşü hatırlatıyor, o açıdan önemli. Ayrıca tezkere alınmadan kısa bir süre önce, yönetimin temelini güçlendirmek ciddi bir hamle yapması gerektiğini savunuyor – bir şeyi haber veriyor. Ve genel olarak, derli toplu bir Türkiye tablosu çiziyor.

Fakat yazının önemli bir başka özelliği, ağır derecede yanıltıcı olması. Abramowitz başbakanın iktidar döneminden bahsederken sanki Amerika hiç Irak’ı işgal etmemiş, Amerika hiç fiilen gelip Irak’ın ve dolayısıyla çevre ülkelerin siyasi dengelerini karıştırmamış gibi anlatıyor hikayeyi.

Sanki hiç Amerika Ortadoğu’yu her zamankinden daha militarist bir yer haline getirmemiş, etnik milliyetçiliğin ve mezhepçi ayrılıkçılığın militarist biçimiyle siyasi seçenekler haline gelmesine büyük katkıda bulunan Amerika olmamış gibi konuşuyor.

Sanki 1990′larda körfeze gelmiş Amerika ve sonra buhar olmuş.

Bu çerçevede yazıyı tam olarak çevirmekte yarar vardı. Yazı iki ayrı yerde özet (Banu Avar) ve kısmi çeviri (Sendika.org) yöntemiyle çevrilmiş daha önce. Fakat bu kaynaklarda yazı nesnel, olanı söyleyen bir yazı gibi ele alınmış, oysa kanımca, tam da nesnel görünümünün altında söylemedikleri açısından önemli bu yazı. 

Örneğin Abramowitz hiç anmıyor bile Amerika Birleşik Devletleri öncelikli olmak üzere büyük devletlerin bölgeye yönelik tarihsel ilgilerini, bu ülkelerin bölge siyasetçileri üzerindeki fiili etkilerini.

Sonra bin ikinci gecenin masalına başlıyor: “Bir zamanlar …”  - SG.

Türkiye’nin İstikrarsız Konumu

Morton Abramowitz

Bir zamanlar ekonomik başarısının ve dış politikadaki heveslerinin tadını çıkarıyordu, ama Türkiye artık sıkıntılı bir döneme girdi.

Türkiye’nin sorunları Avrupa’nın ekonomik dertlerinin bir kopyası değil, daha çok aşırı çığırtkan Ortadoğu politikalarındaki düzensizlikten ve asırlık Kürt sorununu çözmeyi başaramamasından geliyor. Bu güçlüklerin üstesinden gelmek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin politik sistemini daha güçlü bir cumhurbaşkanının – 2014’teki bir seçimden sonra bu konuma ulaşmayı umut ediyor – hakim olduğu bir sistem haline getirme tutkusuyla daha da zorlaşıyor. Erdoğan hâlâ Türk politikasının en önemli kimsesi, ama sorunları büyüyor ve ona yönelik eleştiriler de büyüyor.

 

Sıfır Sorun Çöküşü 

Türkiye giderek artan bir şekilde Suriye’nin sıkıntılarıyla yıpranıyor. Esad’ı devirmeye yönelik çabaya olan önemli katkısı popüler olmadı ve bu noktaya dek başarısız oldu. Ordu da dahil Türkler Arap ülkelerindeki askeri girişimlere katılmak istediler. başlangıçta sergilediği insani krizi ele almaya yönelik hayranlık verici bir girişime rağmen, Erdoğan şu vakte dek kabaca yüz bini bulan ve sayıları artan, beklenmedik, büyük bir mülteci akınıyla baş etmekte güçlük çekiyor. Daha şimdiden üç yüz milyon dolar harcandı, ama asla bütçesi yapılmamıştı. Uluslararası yardımı büyük ölçüde Suriye muhalefetine kamplarda destek sağlamak üzere reddeden hükümet, yabancı yardımlar aranıyor ve mültecileri Hatay bölgesi gibi hassas bölgelerden uzaklaştırıyor.

Suriye Türkiye’nin Ortadoğu diplomasisinin merkeziydi. Erdoğan Esad’la uzun süre iyi bir ilişki yaşamıştı, bir ara bir İsrail-Suriye barış anlaşması sağlamaya çalıştı. Fakat Arap Baharı onun Suriye girişimine son verdi. Önceleri, Erdoğan Esad’ı politik değişime uydurmak için çaba harcadı, ama bunda başarısız olunca onu devirmeye kararlı olduğu ateşli bir düşman ilan etti.

Irak’ta, Erdoğan on yıllık bir politikayı Türkiye’nin Kürt Bölge Hükümeti’yle (KRG) düşmanlığını sona erdirerek etkileyici bir şekilde değiştirdi. Ticaret ve yatırımlar çok büyüdü. Ayrıca iyi ilişkilerin kuzey Irak’taki Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) ana üssünün ortadan kalkmasına ya da küçülmesine yol açacağını öne sürdü. Bu asla olmadı.

Arap Baharı ortaya çıkınca, Erdoğan hızla uyum sağladı, demokrasi ve sekülarizm vaaz ederek bölgeyi turladı ve Türkiye ve kendisi için etkileyici bir ün yarattı. Arap politik değişiminin ilk aylarında rock yıldızı gibi bir şey oldu. Türkiye Ortadoğu’da hâlâ önemli bir oyuncuyken, Erdoğan onu onaylayan köşe yazılarına çok kapıldı ve hem kendi kişisel duruşunu hem de bölgedeki Türk nüfuzunun ölçüsünü, özellikle de kuvvet kullanmaktaki isteksizliği düşünülürse, abarttı. Essad’a yüz çevirmesi Türkiye’yi iç politika açısından tehlikeli bir köşeye sürükledi ve Birleşik Devletler de onun beklediği yardımı yapmadı. Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik ilgisi – İslamcı politik çevrelerde de – gitgide daha çok sorgulanıyor ve onun ne yapacağını bilmediği inancı da artıyor.

Mezhepçilik tekrar baş gösteriyor. Türkiye’nin Ortadoğu politikası, kasıtlı ya da kasıtsız olarak, daha çok Sünnilere yakınlık gösteriyor, ama hükümet bunu güçlü bir şekilde reddediyor. Türkiye’nin kendi Alevi nüfusu, özellikle de Hatay sınır bölgesinde, Ankara’dan giderek uzaklaşmış hissediyor kendini ve haberlere göre bölgeye yabancı Sünnilerin akın etmesine karşı öfkeliler. En önemlisi, Türkiye’nin Şiilerin hakim olduğu Irak ve İran’la ilişkileri Suriye ve Türkiye’nin Irak içişlerine müdahalesi konusundaki keskin farklar nedeniyle yokuş aşağı iniyor.

Türkiye hâlâ Irak başbakanı Nuri el-Maliki’nin kara koyunu, artık işlediği söylenen suçlar nedeniyle ölüme mahkum edilmiş olan cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık el-Haşemi’yi himayesinde tutuyor. Ankara onu kovmakta bir yarar görmüyor. Uzun zamandır sessiz bir rakip olan İran’la ilişkiler, Türkiye’nin casusluk ve PKK’ya destek suçlamaları ve İranlıların Suriye’deki Türk eylemlerinin “sonuçları” yüzünden tehditleri sonucunda açıkça düşman bir hale büründü.

 

Türkiye için bir Kürt Baharı mı? 

Belki de Erdoğan için politik açıdan daha zor olan şey hınçla yeniden ortaya çıkan içerideki PKK savaşı. Yaklaşık otuz yıl sonra – ve on yıllık görece sessizlikten sonra – hâlâ büyük ölçüde gerilla savaşı olan savaşta ağır, genellikle sürekli çarpışmalar ve ciddi kayıplar veriliyor. Kürt politik ve sosyal acılarını ele almaya yönelik bir ilk çaba ve partisinin Kürt güneydoğuda önemli ölçüde tutulmasına rağmen, Erdoğan anlaşılan bu sorunu çözecek kadar ileri gidemedi. Şimdi de artan çarpışmalar, Suriye’deki gelişmeler ve Erdoğan’ın kendi politik geleceğiyle meşgul olması nedeniyle büyük olasılıkla artık çok geç.

Erdoğan da, geçmişteki Türk liderler gibi, PKK şiddeti arttığı zaman reformları durduruyor, az gelişme sağlıyor. Türkiye bu karmaşık sorunu çözmek için başarısız bir askeri politikaya geri döndü.

Türkiye’nin Kürtleri zeminleri konusunda açık bir fikre sahip değil gibi, ve birçoğu, şiddet kullanmasını kınasa da PKK’yı destekliyor. PKK’nın hedefleri yıllar içinde değişti ve artık iyice belirsizleşmiş durumda. Yapılan oylamalar Türkiye’nin Kürtleri arasında PKK’nın etkisinin azaldığını gösteriyor. Bölge kargaşa içindeyken PKK mücadeleyi şiddetlendirmek istediği ve bunun için Suriye ve İran Kürtlerinden destek alabilecekleri – bunu da bağımsız bir Kürt devleti için mücadele etmek üzere değil varlığını sürdürmek için yapacağı düşünülüyor. Uzun zaman önce PKK lideri Abdullah Öcalan anlaşılan bu fikri bırakıp bir tür federal seçeneği desteklemeye başladı. Hükümet tekrar görüşmeler yapmayı teklif etse bile – ki bu günümüzde artan şiddet ve milliyetçi hava yüzünden zor görünüyor – bir kez daha Suriye’de yuva bulan ve olası İran desteğini alan PKK’nın masaya oturması için teşvik edici bir neden yok.

Yarı otonom olan Suriye Kürtlerinin ortaya çıkmasıyla yeni bir dış baskı da eklendi. Ayrıca Erbil ile Bağdat arasında süregiden bir politik kopuş var, büyük olasılıkla Irak’tan ayrılma çabasını haber veriyor. Türkiye’nin Kürtleri Suriye’deki olaylardan etkilenecekler ve eğer Irak parçalanırsa bundan daha da etkilenecekler. Irak’taki ayrılma kolay olmayacak, büyük olasılıkla kanlı olacak. Türklerin ya da Amerikalıların Kürtleri kurtarmak için asker göndereceğini düşünmek zor. Kürt sahnesi Erdoğan’ı boş hamleler yapıyormuş gibi gösteriyor ve PKK ile başa çıkma çabaları karışık ve yetersiz görünüyor. Ayrıca birçok Kürt milletvekilini meclisten PKK destekçisi diye atmaya yönelmiş gibi, bu da pek teselli edici bir önlem değil. Erdoğan can yakıyor ve kendisinden öncekilerin çoğu gibi, Türk milliyetçiliğine başvurarak ülkenin milliyetçi partisinden destek alıyor.

 

İç Politika 

Bu kargaşa boyunca, Erdoğan Türkiye’nin anayasasını başkanlık sistemine değiştirmeye kararlı göründü. 1980’deki askeri darbenin Türkiye’ye verdiği anayasanın yerine yeni bir anayasa hazırlanıyor. Bu politik soru Türkiye’ye musallat olmuş durumda ve Erdoğan cumhurbaşkanlığı arzularına engel olmalarından kaçınmak isterken ülkenin iç ve dış politikayı da etkiliyor. Birçok Türk onun sonunda bu çabadan vazgeçeceğini düşünüyor.

Politik gerilimler yükseliyor ve büyük kısmı Erdoğan’a yönelik. Birçok kişi sadece onun Suriye girişiminden değil ayrıca süregiden otoriterliğinden, eleştiriye tahammülsüzlüğünden ve yurtsever bir havayla medyaya karşı savaş açmasından giderek rahatsız oluyor.

Ayrıca, Türkiye’de giderek artan İslami uygulamalar, okul sisteminde çocukları din okullarına götürebilecek şekilde yapılan değişiklik ve Erdoğan’ın ahlak konularına kişisel olarak gitgide daha çok müdahalesi de kaygı yaratıyor. Bazen dikkati daha ciddi sorunlardan uzaklaştırmak için, sezaryen ameliyatlarını ve kürtajları kaldırmaya yönelik açıklamalarında olduğu gibi, dallı budaklı iç sorunlardan yararlanıyor.

Politik muhalefet hâlâ cansız ve Erdoğan’ın karizmasıyla ya da politik cesaretiyle boy ölçüşebilecek biri yok. Fakat onu destekleyenler arasında bile kaygı artıyor. Kıdemli AKP politikacıları AKP kurallarına göre üç dönem görev yapabiliyor, bu da Erdoğan kuralları değiştirmediği sürece üst seviyede birçok mutsuz insan ortaya çıkaracak. Buna rağmen, eğer Suriye ve Kürt konuları ortadan kalkmazsa, Erdoğan anayasayı istediği gibi değiştirmek için yeterli desteği elde etmeyi başarabilir. Fakat eğer ekonomi – yavaşlamış ama görece iyi durumda olan ekonomi – çökecek olursa, onun hevesleri de büyük sıkıntıya düşer.

 

Ne olacak? 

Türkiye hâlâ Erdoğan’ın ülkesi. Onun üzerinde bir heykel gibi duruyor ve yanlışlarına rağmen yüksek kişisel popülerliğini koruyor. Muhalefet partileri onu karalamakta gülük çekiyor. Geçen yıl bir mide kanseri operasyonu geçirdiği zaman, Türk hükümeti birkaç hafta neredeyse durdu. AKP’nin bugünkü büyük çadırıyla onun yokluğunda ayakta kalması çok zor görünüyor.

Gelecek her zamankinden daha bulutlu. Eğer Suriye savaşı çok uzun sürerse politika kötüleşecek, savaş sona erdiği zaman belki daha da karmaşık hale gelecek. Erdoğan’ın Ortadoğu’yu değiştirme özlemleri azalmış olabilir, ama terk edilmediler. Din onun dünya perspektifine bütünleşik görünüyor – Müslüman bir ülkede Olimpiyat düzenlemek istiyor. Fakat Ortadoğu gitgide büyüdüğü görünen mezhepçiliğiyle daha büyük bir soruna sahip olmuş olabilir. Erdoğan öfkeyle Suriye savaşının etkisiyle ve Irak’ın bütün Kürtlerin, onun Kürtlerinin de üzerine çökme olasılığıyla baş etmeye çabalıyor.

Aynı zamanda Erdoğan Batıyla başa çıkma konusunda büyük bir deneyime ve artık ilk başa geçtiğinden çok daha bilgili bir perspektife sahip. NATO destekçisi olmaya devam ediyor ve Batıyla daha yakın ilişkiler kurdu. O ve Obama mükemmel bir kişisel ilişki kurdular. Ama – onun da politik olarak yararlandığı – Amerikan karşıtlığı Türkiye’de hâlâ güçlü bir politik kuvvet. Erdoğan kararlı, ama gerçeklikten uzak değil. Ve her şekliyle Kürt sorununun onun Aşil topuğu olduğu anlaşılabilir.

On yıldır Türkiye’de politik bir çıkış görmedik. Bugün kıpırdanmalar var. Politik değişimi öngörmek zor, özellikle de Erdoğan’ın hakimiyeti sözkonusuyken – ve ona karşı bahse girmek budalalık olur. Fakat 2014’te, yurtta ve çevrede süregiden karışıklık yeni partilerin ortaya çıkmasına ve hatta büyük olasılıkla AKP’nin dağılmasına yol açabilir. Bu arada, Türkiye önemli, dinamik ve sonsuz derecede şaşırtıcı bir yer olarak duruyor.

 

Morton Abramowitz The Century Foundation’da kıdemli üyedir ve ayrıca, The National Interest’in danışma kurulunun bir üyesidir.

Kaynak: http://nationalinterest.org/commentary/turkeys-precarious-position-7494

Bana Avar çevirisi: http://www.halkinhabercisi.com/turkiyenin-nazik-durumu-neymis

Sendika.org çevirisi: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=48163

Daha fazla Yorum
canakkale cocukları
Çanakkale Çocukları: Tanrı mı, Allah mı?

Nasıl çevirmeli: "If two brothers in two front lines kill each other, would God give them a second chance?"

Kapat