2071 Bilinçaltı: Bizans’a Karşı İttifak!?

Posted by on Ekim 11, 2012 in Yorum

Bazen insan akıl tutulması yaşar, masanın üstünde duran şeyi başka her yerde arar, başka yerde aradığı için de gördüğü halde görmez.

“Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYGM) ‘simültane tercüme’ hizmetlerinde çalışmak üzere verdiği personel ilanında ‘temininde güçlük çekilen diller’ olarak nitelendirdiği Kürtçeyi ‘yabancı dil’ yaptı.”

Cumhuriyet gazetesinde “Kürtçe ‘yabancı dil’” başlığıyla yayınlanan bir haber bu. CHP’li bir milletvekili de bu ilan nedeniyle soru önergesi vermiş, SoL haber sitesi “Meğer Kürtçe yabancı bir dilmiş” başlığıyla bu önergeyi aktarıyor:

“1- Kürtçe yabancı bir dil midir?
2- Başbakanlığa bağlı bir genel müdürlüğün Kürtçe’yi yabancı dil olarak kabul etmesini nasıl değerlendirmektesiniz?
3- KPDS denkliği olmayan Kürtçe, İbranice ve Ermenice dillerindeki sınavları kimler hazırlayacaktır? Sınavları hazırlayacak ekibin dil yeterlilikleri hangi ölçütlere göre belirlenecektir?
4- KPDS denkliği olmayan diller için müdürlük tarafından uygulanacak sınavın değerlendirme ölçütü KPDS gibi bilimsel midir?”

Bu yaklaşımı anlamak zor. Eğer Ermenicenin, İbranicenin yabancı dil olarak sınıflandırılmasına itiraz etmiyorsanız, Kürtçenin yabancı dil sayılmasına da itiraz edemezsiniz. Kaldı ki, Türkiye’de resmi diller arasında yer almayan Kürtçe, gerçekten de bir başka ülkenin resmi dili, Irak Kürdistanı’nın resmi dili, yani bir yabancı dildir.

Nereden geliyor bu refleksif yaklaşım?

Neden Ermenice ve İbranice, yani tarihleri bir yana, 15. yüzyıldan beri Türkiye’de alfabesi ve matbaası bulunan bu iki dilin yabancı dil sayılması irkiltmiyor kimseyi de, Kürtçe manşetlere taşınıyor?

Dinsel bir yakınlık mı, nüfus oranı mı? Yoksa başka bir şey mi?

Belki de başka bir şey.

Geçtiğimiz günlerde yapılan akıl almaz bir siyasi açıklama ve yankıları bunu düşündürüyor. Bu açıklama nedense olağan, yapılabilecek bir açıklamaymış gibi yer aldı basında:

“Ne diyoruz? ‘Büyük millet, büyük güç, hedef 2023’ Ama bugün buradan bir şey daha hatırlatıyorum. O günleri bizler göremeyeceğiz. Kuvvet, kudret sahibi Allah’tır. Ama 2023 hedefinden sonra inşallah Cumhuriyetimizin 100. yılının dışında bir hedefimiz daha var. O da kuruluşun bininci yılı olacak. Hedef 2071. Rabbim nasip ederse bizler 2023’ü sizler de 2071’i inşa edeceksiniz.” (Türkiye)*

Bu açıklamaya bir başka siyasetçi de bir başka akıl almaz açıklamayla katkıda bulundu:

“Bugün dönüp gençlere 1071 ruhu aşılanarak 2071 hedefi gösteriliyor. 1071’de giriş yaptığınız yer Kürt coğrafyasıdır. Oradaki o kadim halk size kapılarını açtı, sizinle birlikte ortak hareket etti. Alparslan Kürtlerle ittifak yaparak zafer kazandı. Osmanlı’dan bu yana Cumhuriyet kurulurken de Kürtler hep ortak hareket etmiştir.” (Hürriyet)

İmparatorluk ordularının çarpıştığı, toprak köleliğinin, köle ticaretinin, devşirme ve paralı askerliğin kural olduğu, bugün anladığımız anlamda insan haklarının sözkonusu olmadığı bir dünyanın bugünle dümdüz ve keyfi bir şekilde karşılaştırılması, içiçe geçirilmesi elbette en önemli yanlış. Yanlış bir tarih bilinci bu. İnsan hakları ve hukuk çerçevesindeki insani kazanımları tümüyle reddeden açıklamalar bunlar.

Fakat “birlikte hareket ederek, ittifakla kazanılan zafer” – bu çok daha irkiltici bir bilinçaltının işareti.

Sonuçta Malazgirt Savaşı‘nın Selçuklu ordusu için başarılı sonuçlanmasının, Bizans ordusunun paralı Uz, Peçenek, Kıpçak, Rum ve Ermeni vb. askerlerinin son anda Selçuk ordusunun safına geçmesi sayesinde olduğu biliniyor. Bizans hükümdarının yolculuk sırasında, Sivas’ta Ermeni katliamı yapması, Ermeni askerlerin saf değiştirmesinde rol oynuyor. Ama bugün kimse Selçuklular Ermenilerle “birlikte hareket ederek, ittifak yaparak zafer kazandı” demeyi aklına getirmiyor. Çünkü gerçek bu olsa bile, bugünü açıklayacak bir tarih bilinci değil bu.

Peki fark ne?

Ermenicenin, İbranicenin değil de Kürtçenin “yabancı dil” olarak sınıflandırılmasına itiraz etmeyi, soru önergesi vermeyi olağan kılan şey ne?

Neden bu üç dilin de yabancı dil olarak tanımlanmaması savunulmuyor?

Bilinçaltına yanlış bir şekilde girmiş olan bu 1071 “ortak zaferi” mi neden?

*

Belki alakası yok, ama, bu savaş oyunları ortamında insanın aklına geliyor: acaba 1071 birlikteliğine göre, Suriye yönetimi (ve müttefikleri) bugünün yeni Bizans’ı mı? İmralı’dan çıktığı söylenen “tezkereyi” başka nasıl yorumlamalı:

“Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.” (BBC)

Kürtçenin Suriye tarihi, Türkiye tarihine çok benziyor. Fransız işgalcilerden bağımsızlığını Türkiye Cumhuriyeti’nden 23 yıl sonra elde edebilen Suriye Arap Cumhuriyeti’nde Kürtçe uzun süre şiddetle yasaklanmış, hâlâ da Türkiye’deki kadar serbest görünmüyor.

Herhalde orada da birinin çıkıp 2087’yi hedef ilan ederek Selahaddin Eyyubi El-Kurdi’nin Haçlıları nasıl püskürttüğünü hatırlatması kimseyi şaşırtmayacak. Aslında Kuzey Koreli bir ressama ait şu Eyyubi tablosu böyle bir deneme – fakat Suriye’de bu ideolojik deneme başarısız olmuş görünüyor. Zor bir dönemdeyiz.

Yanlışlar herkeste dizboyu.

 *

Fakat ilginç olan bir şey daha var. Türkiye’nin dış ilişkileri, tam da mevcut yönetimin reddettiği 1940’lar CHP’si dönemindeki durumuna, dönmüş durumda. Ömer Kürkçüoğlu, 1972 yılında Türkiye’nin Arap Orta Doğusu’na Karşı Politikası (1945-1970) adlı kitapta şöyle yazıyor:

“1945-46’da Sovyet tehdidi karşısında Batı ittifakına yönelen Türkiye, bu sıralarda Batı’yla bağımsızlık mücadelesine devam etmekte olan Arap ülkelerinden ister istemez ayrılmış oluyordu.”

1946 yılında Suriye’nin bağımsızlığını tanıyan Türkiye, 1947 yılında Ürdün kralını ağırlıyor. Bu olumsuz karşılanıyor:

“Suriye basını, Türkiye’nin İngiltere ile işbirliği halinde bir ‘doğu Bloku’ kurmak düşüncesinde olduğunu, bu şekilde Orta Doğu’da İngiliz nüfuzunun devamına yardım etmek ve bölgedeki Arap ülkelerinin bağımsızlığı önüne engeller dikmek istediğini ileri sürüyordu. Savtaşşaab gazetesi şöyle yazıyordu: ‘..Türkiye’nin Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra kendisinden haksız olarak alınmış kendi vilayetleri saymakta devam ettiği Arap memleketlerinde Osmanlı Emperyalizminin ihyasını hazırlayan Doğu Blokunun ihdası projesi … entrikaların başlıcasını teşkil etmektedir.’ Uzun ve devamlı bir mücadelenin mahsulü olan müstakil Suriye Cumhuriyeti, İngiliz ve Türk komplolarına bütün kuvvetleriyle karşı gelecektir.”

Yani Büyük Ortadoğu Projesi daha o vakitte sözkonusuymuş ve eşbaşkanı da İsmet İnönü sayılıyormuş. Tarih gerçekten sarmallı bir şey.

—–

* Basında yer alan, video film kaydı da bulunan 2071 açıklaması partinin internet sitesindeki tam konuşma metninde yer almıyor.

 

Daha fazla Yorum
Morton Abramowitz: Yeni bir Pulliam vakası mı?

Eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz'in 20 Eylül'de yayımladığı "Türkiye'nin İstikrarsız Konumu" başlıklı yazı, bir bakıma tezkereyi haber veriyor.

Kapat