Akıldan kurban olur mu, vicdan feda edilir mi?

Posted by on Ekim 24, 2012 in Deneme, Güncel

Türkiye’nin en temel çeviri sorunlarından birinin Kuran-ı Kerim çevirisi olduğuna, bunu çözmeden, en azından tartışmadan diğer konulara geçmenin zor olduğuna şüphe yok. Kullanım kılavuzu çevirirken, teknik çeviri yaparken, film çevirisi yaparken – hep İslam dininin sosyal hayatla ilişkisi, bu ilişkinin dile yansıması gündeme gelecek, bundan kaçınmak mümkün değil.

2006 yılında Taha Akyol’un bir yazısından esinlenerek kısa bir araştırma yapmış ve Kuran’da kurbanla ilgili kısımların çevirisini ele aldıktan sonra şu sonuca varmıştık (“Kuran’da Kurban Neyin Çevirisi?“):

“Sonuçta şöyle bir soru doğuyor insanın içinde, acaba bir yanlış yorum mu sözkonusu? Aslında Kuran-ı Kerim’de emredilen şey namaz kılarak, ibadet ederek Allah’a yakın olmak ve Hac’ca gidildiği zaman kurban kesmek de, bir noktada yanlış bir çeviri ya da yorum mu yapıldı? Yoksa çevirilerden Kuran’da belirgin bir şekilde kurbanın Kabe’de, Hac sırasında kesilmesi gerektiği söylendiğini anlıyoruz ve Müslüman inancına göre bayram sırasında inananlar Kabe’nin çevresinde toplanmış mı sayılıyor? Belki de daha kesinlikli bir Kuran çevirisine ihtiyacımız var?”

2008 yılında sözkonusu olanın metaforik bir durum olduğuna karar vererek, sözcüğün “fedakarlık” anlamının daha doğru olduğunu savunmuştuk: Fedakarlık Bayramınız Kutlu Olsun.

Şimdilerde din araştırmacılarından ve Kuran çevirmenlerinden de benzer görüşler duyuluyor. Çok parlak bir Kuran çevirisi yapmış olup çevirisinde nefessiz okunacak türden bir önsöze yer vermiş olan İhsan Eliaçık 2010 yılından beri, kurbanın bir Hac etkinliği olduğunu savunuyor. Türkiye’de hayvan kesimiyle içiçe geçmiş olmasını şaman kültürün devamlılığına bağlıyor.

http://www.haberturk.com/polemik/haber/558557-bu-kadar-kurban-kesmeye-gerek-yok-

http://video.milliyet.com.tr/video-izle/Ihsan-Eliacik–Turkiye–de-kurban-kesimi-saman-kulturunden-gelir-XNWFX6zOuYmx.html

Bir başka araştırmacı, Eren Erdem de sözkonusu ayetlerde “kesmek” fiilinin yer almadığını, çevirilerin yanlış ve yanıltıcı olduğunu savunuyor. (Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!)

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/eren-erdem/16022-kurban-hayvan-kesmek-degildir-1.html

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/eren-erdem/16055-kurban-hayvan-kesmek-degildir-2.html

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/eren-erdem/16120-kurban-hayvan-kesmek-degildir-3.html

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/eren-erdem/16156-kurban-hayvan-kesmek-degildir-son.html

Zekeriya Beyaz da kurban olarak hayvan kesmek yerine, ayakkabı vb. eşyalar alıp dağıtarak aynı eylemin yapılmış olacağını dile getirdi.

*

“Şaman kültürü” gibi somut sosyolojik-antropolojik araştırma ve verilerden yoksun çıkarımlar bir yana, kurban kesimlerinin küresel fast food zincir şirketlerinin yaptığı kesimlerin, günlük yumurta tüketiminin yanında devede kulak kalması bir yana – sorun kesimden çok bu kesimleri olağan kılan köy yaşamının şehirlere hakim olması, şehirlerin bu etkinliği hâlâ dönüştürememiş olması olarak görünüyor.

Ayrıca konunun kesmek-kesmemek ikilemine getirilmesinde bir mantık yok: temel konu, metnin kendisinin çoğul yoruma açık, farklı çevirilere fırsat veren bir yapıya sahip olması. Türkiye’deki hayvan kesimini şamanlıkla açıklarsak, Amerika’da hindi yeme gününü nasıl açıklayacağız? Göstergeler nedensizdir, asıl önemli olan işlevleridir. Öncelikle, kurban kesimi toplum açısından nasıl bir işlev görüyor, toplum bu etkinlikle nasıl bir yarar sağlıyor, ona bakmak gerekir.

Bu çerçevede soru şu: Güç bela yetiştirdiği oğlunu terör kurşunuyla yitirme tehlikesiyle askere gönderen bir aile kurbana bir işlev yükleyebilir mi? “Vatan sağolsun” denilmesini olağan karşılarken, askere gidecek ikinci bir oğul için, bir önlem niyetiyle kurban kesilmesine şaşırmak mümkün mü? Ailesinden ya da akrabalarından çeşitli kişileri trafik kazalarında yitirmiş olan biri için kurban bir işlev taşır mı? Daha eskide, sürekli ve uzun seferberliklerle, sürgünlerle yaşayan bir toplum için kurban bir işlev taşır mı?

Bunun dışında bu tip göstergelerde zamanla işlev sürekliliğin arkasında kaybolur; işlevler bir açıklamaya, o etkinliği yapanın açıklayabileceği bir eyleme dayanmaz. Ancak toplum o işlevi karşılayacak başka bir gösterge-etkinlik bulabilirse kaybolur. Soruyu tersten de sormak gerekiyor: Gelişmiş, yüksek teknoloji merkezli toplumlarda kurban işlevini hangi gösterge yerine getiriyor? Sonuçta Yunan aklı sadece Aristoteles mantığı değildi, Artemis’in sunağı da vardı: o sunak bugün nerede?

Fakat başlangıca dönersek, ayaklarımızı yere basarsak, işin bizim açımızdan çarpıcı yanı şu. 2006’dan bugüne bu tip görüşleri tartışma konusu yapmak daha da – tam anlamıyla – tehlikeli hale geldi. Zaten tehlikeliydi. Din konusundaki tutuculuk artıyor, çünkü din siyasetin merkezine yerleştirildi. Bunun önüne geçecek tek makam Diyanet İşleri olsa gerek. 2006’da Taha Akyol, bugün Başkan olan eski Diyanet İşleri Başkan Vekili’nden şu görüşü alabiliyordu:

“Diyanet İşleri Başkan Vekili Prof. Mehmet Görmez’i aradım. Kendisi son derece kaliteli, saygın bir hadis profesörüdür. En azından benim kadar üzgündü. Şunları söyledi:

– Araştırma yaptırdık. Türk halkının yüzde 78’i kurban kesmeyi zorunlu görüyor. Halbuki kurban kesmek dinen farz değildir, İslamın beş şartından biri değildir. Bu bizde böyle anlaşılıyor. Arap ülkelerinden mesela yakından tanıdığım Ürdün ve Mısır’da bu kadar yaygın kurban kesilmez.”

Fakat 2009 yılından beri Diyanet İşleri sitesinde, Mehmet Görmez’in tersine bunun bir farz olduğunu savunan şu açıklamalar yer alıyor:

“Kurban ne demektir, hükmü nedir?

Sözlükte yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını keser. Böylece hem  maddi durumu yetersiz olup kurban kesemeyenlere bir şekilde yardımda bulunmuş, hem de  Cenab-ı Hakk’a, yaklaşmış olur.
Kurban ibadeti, İslam toplumlarının şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri devam ede gelmektedir. Ayrıca kurban, bir Müslüman’ın gerektiğinde bütün varlığını Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun da bir nişanesidir.
Kurban Hanefi mezhebine göre vacip, diğer mezheplere göre ise, sünnet-i müekkededir. Dini kaynaklarda Peygamber Efendimizin kurbanını daima kestiği ifade edilmektedir.

Kimler kurban kesmelidir?

Kurban kesmek, âkıl-baliğ (akıllı-ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslüman’ın yerine getirmesi gereken  mali bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80.18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla, Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olmak üzere  kurban kesmelidir.

Taksitle kurban alınabilir mi ?

Kişi, ister peşin ister taksitle olsun satın aldığı hayvanı kurban olarak kesebilir

Satın alınan kurbana, daha sonra başkaları ortak edilebilir mi ?

Kişi, mülkiyetinde olan veya kurban etmek amacıyla satın aldığı büyükbaş hayvana yedi kişiyi geçmemek şartıyla başkalarını da ortak edebilir.

Kurban yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?

Fıkhi hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti belirli şartları taşıyan hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilir. Kurban bedelini yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz. Şüphesiz Allâh Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Ancak, bu iki ibadetten birinin diğerinin alternatifi olarak sunulması dini açıdan doğru değildir.
Nitekim Peygamber (a.s.) Efendimiz de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl kurban kesmiştir. (Buhârî, Hac 117, 119; Müslim, Edâhî 17).
Ayrıca hadisi şeriflerde kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağı ve kurban edilen hayvanın her unsurunun kişinin hayır hanesine yazılacağı ifade edilmiştir. (Tirmizî, Edâhî 1; İbnu Mâce, Edâhî 3).”

İşte böyle. Ama bu kararı kim veriyor?

Taksitle, kredi kartıyla Hacca gitmek, taksitle kurban kesmek.. Akıldışı değil de ne? Taksit hesabı, kredi hesabı faiz hesabı değil mi, faiz haram değil mi?

Bizim çağımızda, kültürümüzde öğrendiğimiz şey, insanın serveti belli durumdaysa, borcu yoksa, geride bıraktıklarına, ailesine uzun süre geçimlik bıraktıysa Hacca gidip kurban kesebileceğiydi. Taksitle kesilen kurban ya taksit taksit geçirirse Sırat Köprüsü’nden?

Sonuçta, bu toplumun temel eksiklerinden biri Kuran çevirisinde, Kuran’ı çevirisinden, anlayarak, çevirileri karşılaştırarak oku-ya-mamakta yatıyor. Fakat öyle görünüyor ki bu eksikliğin giderilmesi bir yandan, tıpkı Eugene Nida gibi örneklerde olduğu gibi, yeterince aktarılmamış İncil çeviribiliminden, İncil çevirisi araştırmalarından destek alırken; diğer yandan yerli sosyal çelişkilere verilen doğal yanıtlardan beslenecek. Said-i Nursi’nin bu tür bir yanıt olduğunu, İhsan Eliaçık’ın bu tür yanıtlardan biri olduğunu söylemek mümkün. Fakat yanıt sayısı dışarıdan birinin içinden çıkamayacağı kadar fazla sayılabilir (bkz. Newsweek, Kuran Mealleri tablosu). Eğer kurban kesimi bir çeviri-yorum ya da aynı şekilde çevirmeme-yorumu gevşek tutma ürünüyse, ve toplum bir işlev gereği bunu sürdürüyorsa, çeviri-yorumu düzeltirken işlev için yeni bir toplumsal mekanizma da bulmak gerekiyor. Bu da toplumun yeni bir yapılanmasıyla sözkonusu olabilir ancak.

Fakat bu arada, ya sinemada seyrettiğimiz, korku filmlerindeki öleceği besbelli kahramanlar ya da bizim katharsis yaşamamız için birtakım olayları yaşayan karakterler? Acaba onlar da birer kurban değil mi? Yoksa kurban bizim ölümü denetime alamamış toplumumuz için bir katharsis mi? Sonuçta bu yorum da var.

İyi bayramlar.

Daha fazla Deneme, Güncel
“Anadolu halkının Arabistan namına hak ve salâhiyeti olabilir mi?”

Nutuk'tan: "umum memaliki Osmaniyenin hudutları nedir? Yani kablelharp olan hududumuz mudur? Eğer bu tabir içinde Suriye ve Irak dahil ise Anadolu halkının Arabistan namına mandaterlik talebine hak ve salâhiyeti olabilir mi?"

Kapat