“Artık bu ışığı karartmak, bu çığırı bozmak kimsenin elinde değildir”

Posted by on Kasım 10, 2012 in Güncel, Manşet

“İri cüsseli bitkin Çin’in bile kımıldadığı bir konuda Mustafa Kemal’in Türkiye’si elini bağlayıp nasıl hareketsiz durabilirdi.” Ahmet Haşim, Cumhuriyet, 20 Eylül 1932.

“Dil devrimi bir buyrukla olmuş… Bu söz de doğru, söyleyenlerin sandıklarından çok daha doğru. Buyrukla oldu dil devrimi; bütün devrimler buyrukla olur. Kimin buyruğu ile? Bu toplumun buyruğu ile… Dil devrimini Atatürk buyurmadı, Atatürk de toplumun buyruğuna uydu.

Atatürk bu toplumun dileklerini hepimizden daha iyi duymasını bilen bir kişiydi; büyüklüğü bu toplumla bir olmasındaydı. Dilin değişmesi gerektiğini de hepimizden daha iyi duydu, daha iyi anladı; buyurduysa kendi adına değil toplum adına buyurdu, kendisi de toplumun buyruğuna uyarak buyurdu.”  Nurullah Ataç, 1962.

“Atatürk dil dâvasını o kadar benimsemişti ki, 1932-1936 yılları arasında geçen dört yıllık devre içinde düşündüğü ve uğraştığı hep bu konu olmuştu.

Bugün seve seve kullandığımız birçok kelimeler ve terimler onun eseridir. ‘Açı, artı, eksi, boyut, üçgen, dörtgen’ gibi terimleri o bulmuştu.

Dil dâvasını Atatürk açmadı. Fakat O, öyle bir ışık verdi ve öyle bir çığır açtı ki, artık bu ışığı karartmak, bu çığırı bozmak kimsenin elinde değildir. Türk gençliği onun izindedir.” Agâh Sırrı Levend, Türk Dili, 1953.

“Atatürk devrimi içinde dile yer kazandıran ikinci etmen halkçılıktır. Cumhuriyet yönetimindeki halkçı nitelik, halkla aydınları birbirinden ayıran yapay dili ortadan kaldırmayı gerektirmiştir. Yazı dilindeki, yasaların dilindeki, bilim dilindeki bütün yabancılıkların giderilmesi, aydınların dilinin halkın diline yaklaştırılması Atatürk’ün dil devriminden bekledikleri arasında önemli yer tutar.” Konur Ertop, Atatürk ve Türk Dili, 1963.

“..kültürün en önemli ögesi olan dile her zaman büyük önem veren, 1924 yılında Türkiyat Enstitüsünün kuruluşuna öncülük eden, 1926’da Bakü’deki Birinci Türkoloji Kurultayı’na temsilci göndererek Türk dünyasında ortak dil ve alfabe konusundaki gelişmeleri yakından izleyen, 1928’de Yazı Devrimi’ni gerçekleştiren Atatürk, 12 Temmuz 1932’de de Türk dilinin öz güzelliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek amacıyla Türk Dil Kurumu’nun kuruluşuna öncülük etmiştir.

Kurumun kuruluşunun hemen ardından Türkçenin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi ve özleştirilmesi yolunda yapılacak çalışmaları belirlemek düşüncesiyle de bir kurultay düzenlenmesi talimatını vermiştir. Yeni kurulmuş olmasına karşın Kurum, kısa sürede çalışmalarını tamamlayarak 26 Eylül 1932 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Türk Dil Kurultayı’nın toplanmasını sağlamıştır. Türk Dil Kurumunun kurucu ve koruyucu Genel Başkanı Atatürk dokuz gün süren kurultay oturumlarının tamamına katılmış, bütün tezleri (bildirileri) dinlemiş, oturum aralarında dil bilginleriyle sohbet etmiştir. Yurt dışından dil bilimcilerin de katıldığı kurultayı üç bine yakın dinleyici izlemiştir. Kurultayın son günü başkanlığa bir dilekçe veren şair ve yazar Halit Fahri Ozansoy, bu büyük toplantının Türk dilinin bayramı olduğunu, bu nedenle açış günü olan 26 Eylül’ün Dil Bayramı olarak kutlanmasını önermiştir. Kurultay üyelerinin oy birliği ile kabul ettiği bu önergeyle 26 Eylül günü, ülkemizde Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. 2001 yılında toplanan Avrupa Diller Yılı toplantısında Türk Dil Kurumu’nun önerisiyle Avrupa Konseyi de 26 Eylül’ü Avrupa Diller Günü olarak kabul etmiştir.” TDK

Daha fazla Güncel, Manşet
Açlık Grevine Hayır

Sessiz sedasız büyüyen, dallanan, yeşillenen bir ağaç onu bağıra çağıra kesen testereden daha değerlidir.

Kapat