Çevbir Sunumunun Ardından: Çevirmen Standartı Konusunda Son Not

Posted by on Nisan 16, 2013 in Yorum

Çevirmen: Mesleki Yeterlilik Sertifikası konusunda artık hemen herkes, en azından neredeyse bütün ilgili kurumlar sözünü söyledi.

Sertifikanın hazırlık sürecine üniversite ve piyasadan çeşitli kurumlar katıldı; süreç içinde görüş belirttiler.

Çeviri Derneği yaratılan sertifika için sunumlar yaptı ve yapmayı sürdürüyor.

Son olarak, sertifikaya itirazı olan ve hazırlık sürecine yönelik eleştirileri olan Çevirmenler Meslek Birliği (Çevbir), 13 Nisan 2013 günü Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yaptığı sunumla görüşünü daha belirgin olarak dile getirdi.

Sunumu dinlemek üzere Çevbir’in beklediği geniş muhatap çevresi gelmedi denebilir; yine konuyla yakından ilgilenen TÜÇEB temsilcileri, Çeviri Derneği üyeleri ve Boğaziçi Çeviribilim Bölümü başkanı Şehnaz Tahir Gürçağlar katıldı.

*

Çevbir özelde kitap, genelde telif eser sahibi olarak çalışan çevirmenler için herhangi bir sertifika, sınavın sözkonusu olamayacağını savunuyor.

Telif eser sahibi olarak tanımlanan çevirmen için işveren ve piyasa/tüketici dışında bir değerlendirme ölçütünün, değer belirleyici kurumun olmaması gerektiğini söylüyor. Ayrıca bugün için isteğe bağlı olarak tanımlanan sertifikanın ilerde zorunlu hale getirileceğini öne sürüyor.

Sertifika/yeterlilik fikrine genel olarak karşı değil, ya da mesleklerin sertifikalandırılması/yeterliliği konusunda genel bir tavır belirlemiyor; ama çevirmenlik için hazırlanan standarta, sertifikaya, telif eser sahiplerinin (kitap çevirmenlerinin, film çevirmenlerinin vb.) dahil edilmediği-edilmeyeceği yönünde bir madde vb., yani bir istisna maddesinin konmasının bir çözüm olabileceğine inanıyor.

Çevbir’in yaptığı sunum, bu yeterlilik standartı belirleme çalışmalarının tam olarak kim tarafından başlatıldığı konusunun – sadece Çevbir değil, sunuma katılan kimse tarafından – bilinmediğini, bu konuda spekülasyonların olduğu ve önemli bir desteğin Yayıncılar Birliği’nin de bu standartlara karşı çıkması olduğunu ortaya koydu.

*

Çevirmenlik Standartı ve Yeterlilik Sertifikasına bakışım süreç içinde büyük ölçüde değişti. Bir yandan, bir mesleği ilk kez tanım altına alan bir çalışma olarak olumlu olacağını düşünüyorum; diğer yandan Çevbir’in dile getirdiği kaygıları, bir zorunlulukla karşı karşıya kalma kaygısını paylaşıyorum. Bir yandan sigorta vb. haklar konusunda çeviri örgütlerinin adım atmamış olması bu tip düzenlemelerin bu haklara doğru daha hızlı ilerlemeye yol açacağı umuduna yol açıyor; diğer yandan işletmelerden önce çalışanların standartlarının belirlenmesi, vergi takibine kadar onlara sorumluluklar yüklenmesi bu umudu zayıflatıyor.

Onun dışında bu tartışmalarda temelde iki temel sorun gözlüyorum:

1) Meslek, bir sosyal olgu, bir sosyolojik nesne olarak değil, tesadüfen, geçim için, oyalanmak için vb. elde edilmiş bir olanak gibi ele alınıyor. Böyle bakılınca, tanımlanması ve standartlaştırılması gereken bir şey olarak değil, kaybedilmemesi, genişletilmesi gereken bir şeymiş gibi görülüyor.

2) Çevirmenlik, ve genel olarak telif eser sahipliğini ilgilendiren işler, istisnai, diğer mesleklerle eşit düzlemde ele alınamayacak meslekler olarak tanımlanıyor.

Genel olarak bizim kültürde meslekleşme, toplumsal işbölümü gibi kavramlar yeterince içselleştirilmiş değil; halk arasında okuryazarlığın yaygın olmadığı dönemden kalma bir alışkanlıkla, kitaba ya da yazıya verilen ayrıcalıklı yer her zaman olumlu şekilde kullanılmıyor.

Örneğin yaratıcı kuaförler de var, sinema için sanatsal üretim yapan terziler de var gibi bir hatırlatma olumsuz karşılanıyor; neden karşılaştırmayı yazarlarla yapmıyoruz gibi bir tepki doğuruyor. Oysa yazarlar için de aynı şey geçerlidir; teknik metinler yazan, şampuan üretimi ve ya da baskı makinesi mekaniğiyle ilgili metinler yazan yazarlar olduğu gibi, Binboğalar Efsanesi’ni yazan yazarlar da var. Gelişmiş ülkelerde yazarın kendini doğaçlama yetiştirdiği, kendi çabasıyla kitap bastırıp yazar olabildiği örnekler nadir olmanın bile gerisinde kalıyor; kitap ve genel olarak yazı ürünleri büyük bir sanayi çalışmasının ürünü olarak, her aşamasında standartlar ve yeterlilikler sözkonusu olan bir ekip çalışmasının ürünü olarak ortaya çıkıyor.

*

Fakat bu konu ve buna yakın konularda herhangi bir güncel eleştiri yapmaya son veriyorum. Çünkü artık net olarak anladığım şu: Eleştiri kültürümüz gelişmiş değil; eleştiriyi ya da tartışmayı nesnellik düzeyinde ele alamıyor, hızla kişiselleştiriyor, bir değerlendirmenin bir çıkar arayışı olması gerektiğine inanıyoruz.

Bu dergiyi yayınlamaya başladığım günden bu yana birçok kez bunu gözledim, buna karşı durdum, ama artık benim açımdan katlanılacak bir hal kalmadı; aklın ve terbiyenin bir sürü güzel edebi ve sosyal eser çevirerek kendi kendine gelişmeyeceği, eleştiri (yapma ve dinleyebilme) diye bir yeteneğin de geliştirilmesi gerektiğini öğrenmenin bizimki gibi yetenek gerektiren bir meslekte bile daha uzun gerçekleşmeyeceği ortada. Her şey hızla kişiselleştiriliyor, yozlaştırılıyor.

Diğer yandan, ben bunları düşünürken Fazıl Say vakasının aldığı sonuç da ortada – bu da bir örnek bir mesleğin yeterliği ve eleştirinin, fikir dile getirmenin toplumumuzda nasıl karşılandığına. Bakalım oradan bir umut çıkacak mı, mesleki dayanışma, eleştiri hakkını savunma sözkonusu olacak mı?

 

Not: Mesleki yeterlilik konusunun sadece çevirmenler açısından tartışmalı olmadığını tekrar hatırlatmakta yarar var; eğitmen Mahiye Morgül bu açıdan önemli bir isim; uzun zamandır meslekleşme ve sertifika konularında önemli uyarılar içeren yazılar yayınlıyor. http://www.08haber.com/makaleGoster.php?id=3235

Daha fazla Yorum
Sıra Hasan Âli Yücel’e de gelecek..

Bugün Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bilim ve kültür hayatına getirilen eleştirileri dikkatle izlemekte yarar var. Sonuçta yeni bir paradigmayı hayata geçiriliyor.

Kapat