7 Yıl Önce 1 Mayıs: Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği Kuruldu

Posted by on Mayıs 1, 2013 in Duyuru, Güncel

7 yıl önce bugün, Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği, Uluslararası İşçi ve Emekçi Bayramı olan 1 Mayıs gününde resmi kuruluşunu ilan etti. 2004 yılında bir grup çevirmenin başlattığı çalışmalar 2005 yılında yayınlanan Okura, Yayınevlerine ve Kitap Çevirmenlerine Çağrıların ardından örgütlenme aşamasında ulaşmış ve 2006 yılı Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği’nin kuruluş yılı olmuştu. Dört yıl bu isimle çalışan birlik, 2010 yılında, daha geniş bir çatı oluşturma zorunluluğu nedeniyle Çevirmenler Meslek Birliği’ne dönüştü ve bugün bu isimle, üç yüze yakın üyeyle çalışmalarına devam ediyor.

Kitap çevirmenleri için hazırlanan Okura, Yayınevlerine ve Kitap Çevirmenlerine Çağrı ve Kılavuz metinleri hâlâ temel başvuru kaynakları olarak durmaktadır.

***

OKURA ÇAĞRI

Yabancı dillerden çevrilmiş kitapları okurken bunları kimin çevirdiğine dikkat ediyor musunuz hiç? Pek çok okur için bu sorunun cevabının “hayır” olduğunu biliyoruz. Hele bir kitabın çevirisi iyiyse zaten şeffaf olan çevirmen iyice görünmez olur. Çeviri ancak çok kötü, hatta kitabı okutmayacak kadar kötü olduğunda dikkat çeker. Bazen suçu kendimizde bulup metnin bizi “aştığını” düşünerek, bazen çevirinin kötülüğünü ister istemez teşhis ederek, hevesle elimize aldığımız kitabı beş on sayfa sonra hüsranla bıraktığımızda (ama ancak o zaman) bu kitabın başka bir dilden “birisi” tarafından çevrildiğinin farkına varırız. Birçok kitapseverin “Bir daha çeviri kitap okumayacağım” diye söylendiğini duymuşuzdur. Çeviri kalitesinin düşük olması insanı kitap okumaktan soğutacak, bazı çok önemli eserlerin kültür hayatımızda sadece cismen varolmasına sebep olacak, dolayısıyla düşünce ve haz dünyamızı daraltacak kadar ciddi bir sorundur.

Kitap dergilerinde, genelde bir çeviriyi (çevirmenini de ismen zikrederek) fazla bir veri sunmadan ve kaynak metinle ciddi bir kıyaslama yapmadan yerden yere vuran “çeviri eleştirisi” yazılarıyla karşılaşmıştır çoğu meraklı okur. Yazılı, ya da sözlü her platformda kolayca saldırı hedefi, hatta alay konusu haline getirilen bu çevirmenler kim peki? Okuduğunuz kitaplar hangi şartlarda çevriliyor biliyor musunuz? UNESCO, PEN, European Writers Congress gibi saygın uluslararası kurumların yazarlarla aynı konumda, yani “müellif” kabul ettiği, Türk hukukunun da “eser sahipliği” statüsünü tescil ettiği çevirmenlerin ülkemizde düzenli gelir, sigorta, emeklilik gibi en temel sosyal haklardan yoksun olduğunu biliyor musunuz? Diyelim ki 10 YTL vererek bir kitap aldığınızda bu paranın kabaca 2 lirasının dağıtımcıya, 2 lirasının kitapçıya, 1 lirasının telif alımına, 2 lirasının matbaa, cilt, kağıt, dizgi vs. ile ofis giderlerine, 80 kuruşunun KDV olarak devlete gittiğini, “eser sahibi” çevirmenin bundan aldığı payın genellikle 50 ila 75 kuruş civarında kaldığından haberiniz var mı? Bir kitabı zevkle okuyabilmenizin belki de bir okur olarak sizi ilgilendirmeyeceğini düşündüğünüz bu rakamlarla yakından ilgisi olduğunun farkında mısınız?

Ülkemiz koşullarında yabancı bir dili az çok bilip içinden çeviri yapmayı geçiren herkes çoğunlukla özel bir eğitim almadan çevirmen olabilmektedir. Çeviri eğitimi alanlar da genellikle maddi sorunlar nedeniyle bu işi hobi olarak görüp başka alanlara yönelmekte, bu yüzden de tecrübeyle gelen yetkinliğe ulaşamamaktadır. Bir yayınevine çeviri yapmak için başvurduğunuzda, hangi alanda çeviri yapmak istediğiniz sorulduktan sonra size hemen bir deneme çevirisi verilecektir. Teslim ettiğiniz deneme çevirisi yeterince titizlikle değerlendirilmediği için, ortalama bir düzey tutturmanız halinde pek de bilgili, hatta ilgili olmadığınız bir alana ait bir kitabı çevirirken bulabilirsiniz kendinizi. Türkiye’de çeviri faaliyeti uzun yıllar neredeyse gönüllülük ilkesiyle, “şan olsun” diye yürütülmüştür. Bu yüzden de çeviri genelde bir hobi, bir ek iş, öğrenciler için cep harçlığı olarak görülür. Çeviri meslek, çevirmen meslek erbabı olamaz bir türlü. Halbuki bu meslekte tecrübe gerçekten hayati bir önem taşır. Maalesef bu tecrübeyi iletecek kurumlar olmadığından, mevcut mütercim tercümanlık bölümleri kitap çevirisi üzerine yeterince odaklanmadığından, çevirmen zanaatini ilerletme yolunda yalnızdır, her şeyi en baştan ve tek başına keşfetmesi, buluşlar yapması gerekir.

Peki kimdir “iyi” çevirmen? Öncelikle bunun çok tartışmalı ve göreceli bir konu olduğunu belirterek, kabaca bir tarifle yetinelim. “İyi” ya da “işinin ehli” çevirmen, çevirdiği kaynak metne hakim, sahip çıkabileceği ve okurun yararlanabileceği tutarlı bir metni oluşturabilen kişidir; ilk başta Türkçeye son derece hakim biridir. Ayrıca çeviriyi yaptığı yabancı dilin girdisini çıktısını, tuzaklara düşmeyecek kadar iyi bilmesi, alanında adeta uzmanlaşmış olması ve uzmanlık düzeyini hiçbir zaman yeterli görmeyip sürekli araştırmalar yapması gerekir. Yani sosyoloji, felsefe, edebiyat, tarih, din, bilim vb. konularda fazlasıyla malumat sahibi olmalıdır. Oysa bu kadar iyi yetişmiş insanlar genelde üç kuruş parayla, çok yoğun bir zihin emeği gerektiren böylesi bir işte uzun müddet oyalanmazlar. Çok daha iyi gelir elde edecekleri başka işlere yönelirler.

Bir çevirmenin işyeri neresidir? Kitap çevirmeninin işyeri evidir ve mesleğini sürdürürken genellikle yalnızdır. Tek başına yaşıyorsa insan yüzü görmeden günler geçirebilir. Çevirmenin sosyalleşme imkanı olmadığı gibi sosyal güvencesi de yoktur. Sigorta ve emeklilik kavramları çevirmenin aklının ucundan bile geçiremediği, talep bile edilemeyecek, zaten nereden talep edeceğini bilmediği şeylerdir. Bir çevirmen, kendisine verilen ücretten %30 civarı vergi kesildiği halde temel sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanamaz ve emekli olamaz. Peki bu koşullarda çeviri neden yapılır? Manevi haz, dile ve kitaplara duyulan sevgi, özgürlük merakı ve aç kalmayacak kadar para uğruna yapılır, ama çoğunlukla meslek olarak seçilmez.

Çeviri mesleğe dönüşemediği ve bu işi düzenli olarak, tecrübe biriktirerek, tam mesai sürdüren insanlar çok az olduğu için ne yazık ki yayınevleri maddi beklentileri daha az olan “çevirmen adayları”na çeviri vermek zorunda kalır ama esasında bu “zorunluluk” da baştan beri yapılan yanlış tercihlerin sonucudur. Yayınevleri ellerine gelen acemice çevirileri güvendikleri redaktörlerine ya da editörlerine bazen sil baştan yaptırmayı bile göze alır duruma gelmişlerdir. Elden geçen kötü bir çeviri, baştan sona iyi yapılan bir çeviriyle kesinlikle boy ölçüşemez ama bu çoğunlukla göz ardı edilir. Bu gidişat, çeviri kalitesinin (dolayısıyla düşünce ve edebi beğeni kalitesinin) düşmesine sebep olduğu gibi bir meslek olarak çevirmenliğin ve çevirmenlerin itibarını da zedelemektedir. Çözümse, kötü çeviriden yakınan, hatta mağdur olan yayınevlerinin yetenekli çevirmenleri bu işi sürdürmeye teşvik etmek için küçük mali düzenlemeler yapmaları ve her ne kadar esasen ticari kuruluşlar olsalar da çevirmenlerle gerçek bir iletişim kurup “pedagojik” işlevler de üstlenmeleridir.

Piyasanın bu halinden rahatsız olan biz bir grup çevirmen bir araya geldik. Mesleğimizi sürdürürken yaşadığımız sorunlardan yola çıkarak öncelikle çevirmenlerin hep göz ardı edilmiş olan haklarını dikkate alan bir tipsözleşme hazırlamak üzerine yoğunlaştık. Hakların sorumlulukları da beraberinde getirdiğinin bilincindeyiz. Esas amacımız çevirinin bir meslek olarak sürdürülebilecek kadar gelir getirmesi, böylece insanların bu işte tecrübe edinebilmelerine imkan tanınması ve kitap çevirisinde kalitenin yükselmesi. Ayrıca grubumuzda atölyeler düzenleyerek tecrübelerimizi paylaşıyor, internet üzerinden terim ve cümle düzeyinde bilgi paylaşımında bulunuyoruz. Ortada ciddi bir sorun var ve bizler o sorunu gidermek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ama okurların da desteğine ihtiyacımız var.

Bu metni, size yayıncılık faaliyetinin en önemli ayaklarından biri olduğunuzu hatırlatmak için kaleme aldık. Okur ille de edilgen konumda olmak, kendisine sunulan ürüne razı olmak zorunda değil. Yayınevlerinden kaliteli çeviri talep edin. Bunun için okuduğunuz kitapların çevirmenlerine dikkat etmekle işe başlayın. Sevdiğiniz çevirileri, beğendiğiniz çevirmenleri kitaplarda belirtilen e-posta adreslerine yazarak yayınevlerine bildirip hem onları iyi çeviri yayınlamaya hem de iyi çevirmenleri bu işi sürdürmeye teşvik edin. Hiç okuyamadığınız, gerçekten çok kötü bulduğunuz çevirilerle karşılaşınca yayınevlerinden hesap sorun (bu arada nitelikli çevirilerin de her zaman tartışmaya açık noktalar içerebileceğini, hiçbir çevirinin mükemmel olamayacağını akıldan çıkarmamak lazım). Çevirmenler, yazarlar ve yayıncılar onca  emek sarf ederek ürettikleri eserleri adeta boşluğa bırakıyorlar; o eserleri takdir edecek ya da eleştirecek okurlarla iletişimimiz hemen hemen yok denecek seviyede; halbuki böyle bir etkileşim herkes açısından çok faydalı olabilir. Çevirmenler olarak okurdan isteğimiz kaliteli çeviri talep etmeleri ve tepkilerini göstermeleri. Biz kaliteli çeviriler üretmek için elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğiz.

***

YAYINEVLERİNE ÇAĞRI

Nitelikli çevirmen sayısının azlığı yayınevlerinin, çeviri kalitesinin düşüklüğü bütün okurların genel şikayeti. Yayınevlerinde çalışan editörlerin, daha dar anlamıyla metin redaktörü diyebileceğimiz, bir çeviri metne son şeklini veren insanların bir kısmı, yayın dünyasında yeterince nitelikli çevirmen bulunmadığından önlerine gelen “bozuk” işleri düzeltmek, birçoğunu baştan çevirmek zorunda kalan “gölge çevirmenler”. Nitelikli çevirmen bulunmaması, nedenlerine çok fazla bakılmayan bir sonuç aslında. Nedeni, çevirmenliğin bir “meslek” olmaması:

Mütercim tercümanlık ya da filoloji bölümlerinden mezun olan insanların büyük kısmı hayatlarını idame ettirebilecekleri bir alana, ticari çeviriye yöneliyor. Kitap çevirmenliği, çoğu başka işler yoluyla geçimlerini sağlayan insanların “manevi tatmin” sağlamak amacıyla icra ettikleri “amatör bir uğraş”. Alanında uzmanlaşabilen “şanslı” ehil amatörler de var. Ama sayıları pek az olduğundan yayınevleri çoğunlukla ehil olmayan kişilere çeviri verme, sonra kendi bünyelerinde istihdam ettikleri “gölge çevirmenler”e çeviriyi düzelttirme yolunu seçiyor. Kitap çevirmenliği bir “boş zaman uğraşı” statüsünde olduğu için, insanların kendilerini bu alanda yetiştirme, ufkunu bu yönde belirleme, başka işler yapmaksızın salt çeviriye odaklanma ve daha iyi performans sergileme imkanı baştan ortadan kaldırılıyor.

Kitaba genellikle “kutsal” bir nesne muamelesi ediyoruz. Bir kitabın ortaya çıkmasına katkıda bulunan bir insanın asıl kazancının, kitap etrafındaki “aura”dan pay almak olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla çevirmenliği bir “gönül işi” diye görüp, para kazanma ihtiyacının bu işte yeri olmadığını varsayıyoruz (sadece yayınevleri çalışanları değil, çevirmenler de kitaba haklı olarak böyle bir değer atfediyor, aksi takdirde zaten bu denli düşük ücretlerle çalışmazlardı). Ama çoğu zaman, bir işe “gönül vermek” ile “gönüllü çalışma”nın aynı şey olmadığını unutuyoruz. Kitabın üretiminden satışına uzanan (editörlüğünden dizgisine, sayfa düzeninden baskısına ve dağıtımına kadar) bütün süreçlerde bu işle geçinen birtakım insanların olmasını sorgulamak aklımızın köşesinden bile geçmezken, üretimin olmazsa olmaz unsuru çevirmenin geçim derdinde olmasına kuşkuyla yaklaşıyoruz. Kısacası, aslında sadece çevirmenden, kitabın kutsallığına halel getirmemesini bekliyoruz. Sonuçta, keşfettiğimiz genç yetenekler düzenli bir iş sahibi olmak için editör olup “gölge çevirmenler” haline geliyor, tecrübeli “ehil amatörler” geçimlerini sağladıkları işlerden vakit bulup çeviri yapamıyor ve bu kısır döngü böyle devam ediyor.

Türkiye’de kitap satışlarının düşüklüğünden dem vurup, kitap çevirmenliğinin doğası gereği düşük gelirli bir iş olduğunu savunuyoruz (yukarıda söz ettiğimiz “mistifikasyon”la birlikte bu da, kitap üretiminin diğer süreçlerinde para kazanan insanların bulunduğu gerçeğinin üzerini örtüyor). Kitap çevirmek isteyen bir kişinin bu koşulu bilerek bu işe soyunması, işine salt “tutku”yla sarılıp “meslek etiğine” uygun davranması gerektiğini savunuyor, geçim sıkıntısı yüzünden işinde gereken özeni gösteremediğinde bu durumu bir mazeret olarak öne süremeyeceğini iddia ediyoruz. Oysa işe tutkuyla sarılmak, herhangi bir meslekte çalışan herkesten beklenir. Yüksek kazanç, bir insanın işini iyi yapması için tek başına motive edici bir unsur olamaz. Öte yandan, yaptığı işle geçimini sağlayamayan bir insanın performansı, ne kadar titiz ve özenli olursa olsun, ister istemez düşer. “Meslek” statüsüne getirmeye yanaşmadığımız bir uğraşla iştigal eden insanlardan “meslek etiği”ne uygun davranmalarını beklemek, çelişkili değil midir?

Kitap satışlarının düşüklüğü karşısında yayınevlerinde otomatik olarak devreye giren ilk refleks, reklam faaliyetlerine ağırlık vermek. İnsanların yayınlanan “nitelikli” kitaplardan haberdar olmadıkları, haberdar olsalar aslında o kitapları alacakları varsayılıyor. Yayınevleri, çevirmenlerin makul ücretlerle çalışabilmeleri için gerekli önkoşulun satışların yükselmesi olduğunu savunuyorsa, yayınladıkları ve bir türlü satamadıkları “nitelikli” kitaplar için hangi kitleyi öngördüklerini iyi değerlendirmeli, bu kitleyi nasıl genişletebilecekleri üzerinde daha çok kafa yormalı. Kitap satışlarının düşük olması, tıpkı iyi çevirmenlerin yetişmemesi gibi, belirli etkenlerin sonucu ve bu durumun salt reklam kampanyalarıyla çözülemeyecek, yapısal bir sorun olduğu tartışılmaz. Yayınevleri, eğer bir misyonla yola çıktıklarını iddia ediyorlarsa, ülkenin ihtiyaç duyduğu kitapları yayınlamak kadar bu kitapları okuyacak kitlelerin yaratılmasında rol oynamanın da bu misyonun parçası olduğunu görmeli; zaten küçük olan pastanın en küçük dilimini çevirmenlere layık görmek yerine, bu doğrultuda stratejiler geliştirmeliler.

Biz aşağıda imzası olan çevirmenler, mesleğimizi layıkıyla sürdürebilmek, haklarımızı koruyabilmek, bu arada hem bizim, hem de yayınevlerinin zaman ve dolayısıyla para kaybına uğramasını önleyebilmek için, çeviri sürecinde yayınevleri ile çevirmenler arasındaki ilişkilerde uyulmasının yararlı olacağını düşündüğümüz bazı temel ilkeleri yayınevlerinin dikkatine sunmak istedik. Gerek çevirmenin ve yayınevinin haklarının korunması, gerek herkesin şikayetçi olduğu, vahim bir sorun haline gelen çeviri kalitesinin yükseltilmesi, gerekse de olası anlaşmazlıkların olabildiğince dostça ve kısa sürede, taraflar zarara uğramadan çözülebilmesi amacıyla, aşağıda maddeler halinde sunduğumuz hususlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

1. Yayınevi, bir çevirmenle işe başlamadan önce kesinlikle sözleşme imzalamalıdır. Mevcut sözleşme örneklerinin ekte sunulan tipsözleşmede yer alan hükümleri kapsayacak şekilde değiştirilmesi ya da tipsözleşmenin tamamıyla benimsenmesi, uzun vadede herkesin yararına olacaktır.

2. Yayınevi, çevrilecek kitap kamuya mal olmuş bir eser değilse, çevirmenle çalışmaya başlamadan önce Türkçe yayın haklarını almalıdır.

3. Yayınevi, sonradan oluşabilecek yanlış anlamaları ve tatsızlıkları önlemek amacıyla, imzalayacağı sözleşmede üstlendiği yükümlülükler konusunda çevirmene bilgi vermelidir.

4. Sözleşmede, çevirmene yapılacak ödemelerin yüzde olarak oranları ve tarihleri, koşulları, çevirinin teslim tarihiyle birlikte, kesinlikle belirtilmelidir.

5. Çevirmenin yayınevine yalnızca çeviri eserin maddi haklarını devrettiği, manevi hakların devredilmesinin hukuken geçersiz olduğu unutulmamalıdır. Bu doğrultuda,

a. Yayınevi, çeviride yapacağı değişiklikler için çevirmenden onay almalıdır. Yayınevi eser sahibi çevirmenin eser üzerindeki fikrî haklarına saygı göstermekle yükümlü olduğu gibi, çevirmen de yayınevine karşı kaynak metni doğru bir şekilde çevirme, gerekli terminolojik araştırmayı (gerekirse çalışacağı editörle birlikte) yapma sorumluluğunu taşır. Bu iki sorumluluk, ancak karşılıklı yerine getirildiğinde bir anlam taşıyabilir.

b. Yayınevi, eserin kapağında olduğu kadar, her türlü ilan, afiş vs. üzerinde, eserin ve yazarının adının yanında çevirmenin de adının belirtilmesine dikkat etmelidir.

c. Yayınevi, çeviri karşılığında ödemeyi taahhüt ettiği ücreti ödese bile, çeviri eseri yayınlamadan yükümlülüklerini yerine getirmiş olmaz. Bu durumda, çevirmenin eserini kamuya arz etme hakkı çerçevesinde gerekli kolaylığı göstermesi (Türkçe yayın haklarının devri şeklinde) beklenir.

d. Çevirinin başka mecralarda kullanılması durumunda, çevirmenin doğacak hakları sözleşmede açıklığa kavuşturulmalıdır.

6. Yayınevleri, tam olarak tanımadıkları, ya da başka alanlarda yetkin çalışmaları olsa da, çevrilecek eserin ait olduğu disipline nispeten yabancı çevirmenlerden deneme çevirisi talep etmelidir. Bu deneme çevirisi, teslim edilecek nihai çeviri için kıstas olacaktır.

7. Yayınevi, çevirmenle editörün, üslup ve terminoloji konusunda anlaşmaya varmak üzere önceden (gerektiğinde tüm çeviri süresince) irtibat kurmalarını sağlamalıdır. Böylece çeviri teslim edildikten sonra editörün yapması gereken düzeltmeler en aza indirilmiş olur.

8. Yayınevi, teslim müddetinin makul bir süre olması konusunda çevirmenle anlaşmaya varmalıdır. Eğer çeşitli nedenlerle bir aciliyet söz konusu olursa, bu husus üzerinde baştan anlaşmaya varılmalı, gerektiğinde ödenecek telif ücreti buna göre düzenlenmelidir.

9. Yayınevi, çeviri aşamasında gerekebilecek araştırmalarda çevirmene yüklenecek sorumluluklar konusunda çevirmenle anlaşmaya varmalı, gerektiğinde telif ücreti buna göre düzenlenmelidir.

10. Yayınevi, kuşkusuz, teslim edilen çeviriyi standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedebilir. Ancak, bu konuda çevirmenle anlaşma sağlanamaması durumunda, yayınevi bir hakem kuruluna müracaat edilmesini kabul etmelidir.

11. Yayınevi, yayınlanmış çevirinin satış rakamlarını çevirmene düzenli olarak bildirmelidir. Böylece, kitabın baskısı tükenmek üzereyse, ikinci baskıya geçilmeden çevirmene ilk baskıdaki olası hataları düzeltme fırsatı verilmiş olur.

12. Yayınevi, yayınlanmış eserden, baskı adedinin en az %1’ine denk gelecek sayıda kopyayı çevirmene bedelsiz olarak vermeli, bunu aşan taleplerde de en az %40 indirim uygulamalıdır.

***

KİTAP ÇEVİRMENLERİNE ÇAĞRI

Türkiye’de kitap çevirmenlerinin hal-i pür melalini hepimiz içeriden biliyoruz. Bizi bize anlatmaya gerek yok. Ana fikir şu: “Fena halde sömürülüyoruz.” Peki ama bunu bir doğal afet gibi kabullenmeyi daha ne kadar sürdüreceğiz? Bizler sessiz ve atıl kaldıkça kronikleşen, daha vahimi kangrenleşen sorunların hiçbirinde tek tek bireyler olarak ciddi bir iyileşme sağlayamayacağımızı; herkes için geçerli belli asgari sınırlar oturtulmadan, kazanmış olduğumuzu sandığımız hak ve ayrıcalıkları da kolayca kaybedebileceğimizi artık anlıyor olmamız gerekir.

Bu noktada hemen akla gelen “örgütlenelim!” çağrısının çeşitli nedenler yüzünden çevirmenler nezdinde ilk anda pek bir cazibesi olmadığını geçmişteki tecrübeler göstermiş durumda. “Örgütlenelim de nasıl? Zaten zar zor geçiniyoruz, kim bu işlere vakit ayırabilecek?

Hem şu ya da bu şahıs kim oluyor da beni temsil edebilecek? Ben şunu şunu çevirmen kabul etmiyorum ki onlarla aynı çatı altında yer alayım. Ayrıca gerekli yasal düzenlemeler yapılmadıkça yayıncıları taleplerimize kulak vermeye nasıl razı edeceğiz? Zaten çeşitli örgütler yok mu? Çeviri Derneği, Türkiye Yazarlar (ve -silik mürekkeple yazılmış- Çevirmenler) Sendikası, PEN, EDİSAM vs. İsteyen oralara girsin” gibi itirazlar hemen yükselecektir.

Bu türden itirazlar hepimizin aklından geçiyor. Psikolojik ama nesnel temeli de olan birer engel oluşturuyor hepimizin önünde.

Örgüt denince şanlı tarihimizce de beslenen bir sürü kuşku beliriyor zihinlerde. Bunlar yokmuş gibi davranıp bir an önce harekete geçmenin pek sonuç doğurmadığı da açık. Demek ki önce bu kuşkuları giderecek ya da talileştirecek başka bir şeyler yapmak gerekiyor.

İstenen bütün sonuçları hemen doğurmasa da birlikte yapılacağı için kuşku ve güvensizlik ortamının, atalet ruhunun dağılmasına ciddi katkısı olabilecek bir şeyler. Aramızda oluşturulacak sıkı bir haberleşme ağı sayesinde, mümkün olan en geniş katılımla yürütülecek bir şeyler. Ancak böyle bir şeyler yapıp da belli sonuçlar alınabildiği görüldüğü takdirde kurumlaşma, yani örgütlenme aşaması hakkında sağlıklı bir tartışma doğabilir. Yukarıda adı geçen çeşitli örgütler, tam da, yeterli ve geniş katılımlı bir tartışmanın ürünü olmadıkları için soğuk geliyor çoğumuza.

Biz aşağıda imzası olan çevirmenler, bürokratik kısıtlamaların olmadığı, dinamik ve esnek bir grup etkileşimi çerçevesinde birleştik. Bütün kitap çevirmenlerini, bu oluşumun bir parçası olmak üzere  http://groups.yahoo.com/group/cevirmen/ adresinden gruba üye olmaya davet ediyoruz. Bu grubun faaliyetleri, yalnızca haklarını arayan bir avuç çevirmenin bu yöndeki çabalarından ibaret değil;

Türkçe kullanımından çeviri eleştirisine, atölye çalışmalarından sözlükçeler oluşturmaya kadar uzanan geniş bir tartışma ve çalışma programı mevcut. Doğası gereği “münzevi” olmayı gerektiren kitap çevirmenliğiyle uğraşanları, kendileri gibi “münzevi” insanlarla sorunlarını paylaşmaya, “sosyalleşmeye” çağırıyoruz. Bizler, çevirmenlerin hak ettikleri hayat koşullarına sahip olmaları, çevirmenliğin bir “boş zaman uğraşı” olmaktan çıkıp bir meslek haline gelmesi yolunda önkoşullar olarak gördüğümüz bazı noktalara dikkat çeken bir “asgari standartlar” listesi ve bir “tipsözleşme” hazırladık. Muhataplarımız, hem yayınevleri hem de çevirmenler, zira çeviri kalitesinin yükselmesinde, nitelikli çevirmenlerin yetişmesinde iki tarafa da görev düşüyor. Çevirmenler, öncelikle ülkemizin şartlarının kaçınılmaz sonucu olarak kabullendikleri, “kitap çevirmenliğiyle geçinilemeyeceği” iddiasının hiç de kaçınılmaz olmadığını, “manevi tatmin” adına boyun eğdikleri koşulları değiştirmenin kendi ellerinde olduğunu görmeliler.

Hazırladığımız “tipsözleşme”, çevirmenlerin yayınevlerine yönelik bir tür “centilmenlik/fair play çağrısı”. Böylece sorunlarımızın önce alenileştirilmesi, sonra da çözülmesi yolunda ses getirebilecek bir adım atılabileceğini düşünüyoruz. Aşağıda, çevirmenlerin kitap çevirmenliğini bir meslek olarak icra edebilmeleri için sahip olmaları gereken koşullara dikkat çeken bir kılavuz metin ve bir sözleşme taslağı sunuyoruz.

***

KİTAP ÇEVİRMENLERİNE KILAVUZ

Yayıneviyle sözleşme imzalamadan bir çeviriye başlamayın.

Yayınevinin, çevirmenizi önerdiği kitabın Türkçe yayın haklarını almış olduğundan emin olun, Türkçe yayın hakları alınmamış bir eseri çevirmeyin. (bkz. tipsözleşme madde VIII [4]). Kamuya mal olmamış eserlerin Türkçe yayın haklarının satın alınması gerekir. (Ayrıntılı bilgi için 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili maddelerine bakılabilir.)

Yayınevinin sözleşmesini imzalamadan önce mutlaka okuyun. Anlayamadığınız ya da aklınıza yatmayan maddeler varsa, sözleşmenin bir kopyasını alıp bir uzmana danışın, ya da sözleşmeyi ekteki tipsözleşmeyle karşılaştırın. Sözleşmede açıkça belirtilmemiş bile olsa bazı haklarınız hukuken güvence altındadır, ama sözleşmede bu maddelerin açıkça yer alması yararınıza olacaktır. Yayınevinin sözleşmesinde bulunmayan (örneğin avans ödemeleri ve tarihleri gibi) bazı maddelerin eklenmesini de talep edebilirsiniz.

Sözleşmede, size yapılacak ödemelerin yüzde olarak oranının ve tarihlerinin belirtilmiş olmasına dikkat edin (bkz. Tipsözleşme madde VIII [5]). Avans alma hakkınız olduğunu unutmayın (bkz. tipsözleşme madde V).

Yayıneviyle yaptığınız sözleşmede sadece mali haklarınızı (yani eseri çoğaltma ve yayma hakkını) devrettiğinizi, çeviri eserin manevi haklarının size ait olduğunu, hukuken bir “eser sahibi” olduğunuzu unutmayın (Bkz. tipsözleşme madde II [1, 2, 3]). Yani:

a) Yayınevi sizden onay almaksızın çeviriniz üzerinde (teknik ve zaruri değişiklikler hariç) değişiklik yapamaz. Yapılan
değişiklikleri onaylamıyorsanız itiraz etme hakkınız vardır.

Yayınevi çevirinizi yayınlamadan önce son halinin bir kopyasını size göndermek zorundadır. Ancak, yayınevinin gönderdiği son halde, yapılan değişikliklerin net bir şekilde görünmesini istediğinizi önceden belirtmenizde fayda vardır. Bazı yayınevlerinde redaktörler düzeltmeleri bilgisayar üzerinde yapmayı tercih ettiğinden ne tür değişiklikler yapıldığını göremeyebilirsiniz (düzeltmeleri ya kâğıt üzerinde yapmalarını ya da word’ün değişiklikleri net bir biçimde göstererek kaydeden “değişiklikleri gösterme” özelliğinden yararlanmalarını talep edebilirsiniz) (bkz. tipsözleşme madde VIII [2]).

b) Yayınevi eserin kapağında, eserle ilgili ilanlarda vs. isminizi anmalıdır (bkz. tipsözleşme madde VIII).

c) Çeviriniz, sözleşme yaptığınız yayınevi dışında başka yayınlarda ya da mecralarda kullanılabilir (derleme kitaplarda, radyo oyunlarında vs.). Yayıneviyle yaptığınız sözleşmede bu tür çoğaltım haklarını hangi koşullar altında devrettiğinizi belirten maddeler eklenmesi yararınıza olacaktır, zira yayınevi bu tür çoğaltmaları sizin adınıza takip edecektir (bkz. tipsözleşme madde III [1, 2]).

İlk kez çalışacağınız bir yayınevinde, çevireceğiniz kitabın editörüyle dilsel tercihleriniz konusunda önceden konuşun, editörler talep etmese bile bir deneme çevirisi yapıp, çeviri anlayışı, dil kullanımı vs. gibi temel konularda anlaşıp anlaşmadığınızı kontrol edin. Editörün çeviriyle ilgili beklentileri tercihlerinizle örtüşmeyebilir. Aylarca emek verdiğiniz bir çeviri, yayınevinin genel dil politikası vs. nedenlerle son aşamada reddedilebilir.

Çeviri aşamasında editörle irtibat halinde olmak, hem olası hatalarınızı görüp bunları tekrarlamanızı engelleyecek, hem de tercihler üzerinde karşılıklı olarak uzlaşabilmenizi sağlayacaktır.

Yayınevleri ilk kez çalışacakları bir çevirmene genellikle deneme çevirisi verirler. Bu çeviri, çevirmenin yeterliliğinin sınanması için bir ölçüt oluşturur. Bir deneme çevirisi aldığınızda, tamamladığınız metni yayınevine teslim etmeden önce başkalarına okutmaktan, örneğin daha önce çeviri yapmış insanlardan çevirinizi düzeltmelerini talep etmekten kaçınmalısınız. Deneme çevirisi aracılığıyla yayınevi üzerinde yanlış bir intiba bırakmanız, son kertede sizin zararınıza olacaktır, çünkü bir kitabın çevirisini üstlenmeniz halinde yayınevi doğal olarak sizden aynı performansı bekleyecek, beklentilerinin karşılanmaması durumunda belki de aylarca üzerinde uğraştığınız çeviriyi reddetme hakkına sahip olacaktır.

Yayınevinin çeviri aşamasında yapmanız gereken araştırmalar konusunda size ne ölçüde yardımcı olacağını öğrenin. Yoğun araştırmalar yapmanızı gerektiren bir çeviriyi üstlendiğinizde, bu durumun yükünüzü ve çeviriye harcayacağınız zamanı artıracağını unutmayın. Telif ödemeleri maddesinde bu fazladan yükün gözetilmesini sağlayın.

Editörler, özel bir terminolojinin kullanıldığı kitaplarda çevirmene terimlerin karşılıkları konusunda genellikle yardımcı olurlar. Ancak, bir kitabı doğru çevirmek için çevirmenin yapması gereken araştırmalar terimlerin karşılığını bulmakla sınırlı değildir. Metnin bağlamını bilmek, bir edebiyat metni söz konusuysa yazarın üslubuna vakıf olmak, çevirmenin sorumluluğudur.

Yayınevinin sizden beklediği teslim tarihinin çevireceğiniz kitap açısından makul olup olmadığını iyi değerlendirin. Sözleşmede belirtilen süre, özellikle araştırma yapmanızı gerektiren bir kitabın çevirisi için yeterli olmayabilir. Teslim tarihini kendi çalışma koşullarınızı göz önünde bulundurarak belirleyin.

Yayınevinin, çevirmenizi önerdiği kitabın yayınlanma tarihiyle ilgili özel bir hassasiyeti olabilir (örneğin, Türkçe yayın haklarının süresi dolacaktır, çevrilecek kitap gündemdeki bir konuyu ele almaktadır vs.). Bu durumda iş yoğunluğunuzun artacağını göz önünde bulundurarak telif ödemelerinde bunun gözetilmesini talep edin.

Belli bir süre içinde tamamlanması şart olan bir kitabın çevirisini üstlendiğinizde, teslim tarihinde gecikmeniz halinde yayınevini ciddi bir zarara uğratacağınızı unutmayın. Elinizde olmayan nedenlerle çeviriyi beklenen tarihte teslim edemeyecekseniz, yayınevini en kısa sürede durumdan haberdar edin.

Yayınevi teslim ettiğiniz çevirinin standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle çevirinizi kullanmayı reddedebilir ve sözleşmeyi feshedebilir. Bu durumda çevirinizin uzmanlarca değerlendirilmesi için hakem kuruluna başvurmayı önerin (bkz. tipsözleşme madde VII [2]).

Yayınevine teslim ettiğiniz çevirinin bir kopyasını mutlaka elinizde bulundurun. Çünkü:

a) Yayınevi elinde olmayan nedenlerle çevirinizi kaybedebilir. Bilgisayarları çökebilir, dosyalara virüs bulaşabilir vs.

b) Yayınevi çeviriniz üzerinde yapılan değişiklikleri size bildirmeden kitabı basabilir. Bu durumda, yapılan değişiklikleri görmek, bazılarına itiraz edebilmek için elinizde çevirinin ilk halinin bulunması gerekecektir.

Çeviriniz yayınlandıktan sonra da yayıneviyle irtibatınızı sürdürün ve kitabınızın satış rakamlarını takip edin (bkz. tipsözleşme madde VIII [6]).

a) Kitabın ilk baskısı tükenmek üzereyse, yeni baskıya gitmeden önce ilk baskıda söz konusu olan hataları düzeltme şansınız olur.

Yayınevleri genellikle yeni baskıya karar verdiklerinde çevirmenlere ya birkaç gün önce ya da baskıdan sonra telif ücreti dolayısıyla haber verirler. Bu da, çevirinizde hata olup olmadığını kontrol etmek, varsa düzeltmek için yeterli bir süre olmayabilir.

b) Yayınevi, kitabın baskısı bittiği halde çevirinizi bir daha basmak istemeyebilir. Bu durumda Türkçe yayın haklarının hâlâ o yayınevine ait olup olmadığını öğrenin. Eğer yayın haklarının süresi dolmuşsa, başka bir yayıneviyle görüşebilirsiniz ve kitabı basmak istiyorlarsa Türkçe yayın haklarını alıp çevirinizi yayınlayabilirler. (Yayınevleri Türkçe yayın haklarını genellikle 5-8 yıl süreyle elinde bulundurur.) (bkz. sözleşme madde IX [2]).

Yayınevi yayınlanmış çevirinizden baskı adedinin yüzde birine denk gelecek sayıda kopyayı ücretsiz olarak size vermelidir. Buna ek olarak almak istediğiniz kopyalarda en az % 40 indirim talep edin.

Çevirinizin müteakip basımlarından da yine baskı adedinin belli bir yüzdesini alma hakkınız vardır (bkz. Tipsözleşme madde VI).

Adil Baktıaya

Ahmet Demirhan

Ahmet Fethi

Ahsen Utku

Alev Özgüner

Ali Berktay

Ali Ekber Yıldırım

Ali Kaftan

Anahid Hazeryan

Arzu Zümrüt Cingöz

Aslı Biçen

Ayetullah Tekin

Aylin Ülçer

Ayşe Nihal Akbulut

Ayşen Anadol

Ayşen Burcu Bölükbaşı

Başak Ertür

Bekir Gür

Belma Baş

Betül Kadıoğlu

Betül Parlak

Bilal Çölgeçen

Billur C. Yılmazyiğit (Tiğrek)

Burak Sakır

Bülent Doğan

Cem Soydemir

Cenk Atayeter

Çiçek Öztek

Çiğdem Çalap

Deniz K. Pala

Devrim Çetinkasap

Didem Atay

Dost Körpe

Ebru İnhan

Ebru Kılıç

Ece Eroğlu

Elçin Gen

Elif Daldeniz

Elif Özsayar

Emine Bademci

Emine Çaykara

Emrah Efe Çakmak

Enise Kozluca

Erhan Kaplan

Erol Özbek

Esen Gür

Fahri Öz

Fatma Devrim Kılıçer Yarangümeli

Feryal Halatçı

Fulya Koçak

Gamze Varım

Gökçe Köse

Gökçe Tuncer

Gürol Koca

Hakan Gürel

Haldun Bayrı

Hamide Koyukan

Handan Akdemir

Hasan Anamur

Hayrullah Doğan

Hira Doğrul

Işık Ergüden

İnci Ötügen

İsmet Tekerek

Kadir Yiğit Us

Kıymet Kına

Lale Akalın

Levent Cinemre

Levent Dede

Mehmet Moralı

Metin Saltoğlu

Miraç Rüzgar

Mustafa Tüzel

Müfide Pekin

Nazile Kalaycı

Nazlı Pişkin

Necdet Neydim

Necmiye Alpay

Nedim Çatlı

Neşe Nur Domaniç

Nihan Özyıldırım

Nizam Yiğit

Nusret Avhan

Ogün Duman

Onurhan Karaağaçlı

Orhan Düz

Osman Çeviktay

Ömer Aygün

Övgü Doğangün

Öykü Didem Aydın

Özden Arıkan

Özgü Çelik

Özlem İlyas

Özlem Varisli

Rahmi Öğdül

Renan Akman

Roza Hakmen

Sabri Gürses

Saliha Nilüfer

Samed Karagöz

Sami Oğuz

Sanem Öğe

Selçuk Akyüz

Selda Somuncuoğlu

Semra Kunt

Serkan Artun

Serkan Doğan

Serpil Çağlayan

Sevgi Tamgüç-Balıkçıoğlu

Sevin Aksoy

Sevinç Altınçekiç

Sıla Okur

Sosi Dolanoğlu

Şebnem Kaleli

Şükrü Zafer Serinken

Taylan Doğan

Tuba Geyikler Terci

Tuncay Birkan

Tuncay Kurt

Turgay Kurultay

Ulaş Apak

Vedat Çorlu

Yasemin Tezgiden

Yavuz Alogan

Yusuf Eradam

Zarife Biliz

Zehra Aksu Yılmazer

Zehra Savan

Zerrin Yanıkkaya

Zeynep Avcı

Zeynep Sevde Paksu

Daha fazla Duyuru, Güncel
Çevbir Sunumunun Ardından: Çevirmen Standartı Konusunda Son Not

Çevirmen: Mesleki Yeterlilik Sertifikası konusunda artık hemen herkes, en azından neredeyse bütün ilgili kurumlar sözünü söyledi. Çevbir de sertifikaya karşı çıkıyor ve bir istisna maddesi eklenmesini istiyor.

Kapat