Şiir Çevirileri ve Çevirmenleri

Posted by on Mart 19, 2008 in Genel

Mart ayının ikinci haftasında Cumhuriyet Kitap dergisinde Celal Üster’le Mehmet Çakır’ın Can Yayınları’nın çeviri şiir dizisi üzerine bir söyleşisi yer aldı. Eleştirmen ve çevirmen Celal Üster’in bu dizi çerçevesinde çeviri üzerine görüşlerini içeren bu söyleşide, çeviribilimcilere de kısa bir gönderme yer alıyor.

Celâl Üster’le “Dünya Şiiri” üzerine… ‘Şiir çevirisinde, şairler daha iyi’

Can Yayınları, Dünya Şiiri başlığı altında on kitap yayımladı. Dünya Şiiri dizisi, geçen yıl yayımlanan Pablo Neruda’nın “Kuruntular Kitabı” (Çeviren: Erdal Alova) ve Federico García Lorca’nın “Ne Garip Federico Adında Olmak” (Çeviren: Erdal Alova) yapıtlarıyla başlamıştı. Yayınevi bu iki kitaba, Erdal Alova’nın derleyip çevirdiği “Antikçağ Anadolu Şiiri Antolojisi”, Paul Auster’ın “Duvar Yazısı” (Çeviren: Gökçenur Ç.), Yannis Ritsos’un “Bir Mayıs Günü Bırakıp Gittin” (Çeviren: Cevat Çapan), Robert Desnos’un “Hayır, Aşk Ölmedi” (Çeviren: Tahsin Yücel), Makbule Aras, Asuman Susam ve Melike Koçak’ın hazırladığı “99 Beyit”, Furuğ’un “Yeryüzü Ayetleri” (Çeviren: Makbule Aras), Sappho’nun “Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen” (Çeviren: Cevat Çapan), Anna Ahmatova’nın “Yaban Balı Özgürlük Kokar” (Çeviren: Güneş Acar) adlı yapıtlarını da ekleyerek diziye ve şiire verdiği önemi pekiştiriyor. Dizi, ağırlıklı olarak çeviri şiirleri okurla buluşturuyor. Can Yayınları yayın yönetmeni ve aynı zamanda Dünya Şiiri dizisinin de editörü olan Celâl Üster’le dizi hakkında konuştuk… Mehmet Çakır

-Can Yayınları olarak böyle bir dizi hazırlamaya nasıl karar verdiniz?

- Günümüzde, yalnızca Türkiye’de değil dünyada da şiir kitaplarının basımı ya genel olarak azaldı ya da çok az tirajla basılıyor. Bu Fransa’da da böyle, İngiltere’de de böyle. Şiir, özellikle ‘80 sonrası, teknolojinin de çok hızlı gelişmesiyle birlikte öteki türlerin yanında biraz geriledi gibi. Bu yönde epey görüş de var. Eskiden beri, uygarlık geliştikçe şiire pek yer kalmayacağı söylenir zaten. Ama biz böyle düşünmüyoruz. Bu dizi, bir bakıma böyle düşünmediğimizin bir göstergesi, bir tür ilanı.

- Neden, söz gelimi çağdaş Türk şairlerinden örnekler değil de ‘dünya şiiri’nden örnekler?

- Aslında bir Türk şiiri dizimiz var bizim. Oradan yayımlanmakta olan birkaç kitabımız da var. Ama şimdilik, kısa bir bekleme döneminde. Bir yayınevinin aynı anda her işi yapması olanaksız… O yüzden bazı seçimler yapmak zorundasınız yayın programı hazırlarken. Türk şiiri bütünüyle Can Yayınları’nın gündemi dışında değil, fakat dediğim gibi geçici bir bekleme döneminde.

- Bu dönem aşıldığında yeni dosyaları yayımlamayı düşünüyor musunuz?

- Elbette.

- Dizide yer alan şairler neye göre seçildi?

- Bir şiir dizisi oluştururken, tabii ki önde gelen şairlerden, belli dönemlere damgasını vurmuş, bir dönemin, bir şiir akımının, bir dile ait şiirin ustası sayılan isimlerle başlamak istiyorsunuz; nedeni bu. Bunların içinde, daha öznel nedenlerle seçilmiş şairler de var. İnsanın eli daha sevdiği şairlere gidebiliyor. Çıkanlar arasında Lorca’yı, Ahmatova’yı sayabilirim. Bu sorunun yanıtına şunu da eklemek gerek: Örneğin, Ahmatova’nın bu çevirisi, çok iyi bir çeviri. İlk Ferit Edgü yayımlamıştı, Ada Yayınları arasından. İşte bir şairi seçerken, daha önce çevirisi yapılmışsa mutlaka iyi bir çevirisinin yayımlanmış olmasına bakıyorsunuz. Hiç çevrilmemişse, bu çeviriyi kim yapar, kime çevirtmek gerekir ona dikkat ediyorsunuz. Çünkü o çeviriyle var olacak bizim dilimizde. O nedenle, çeviri hususu da önemli oldu seçim yaparken. Paul Auster’ın özel bir durumu var burada. Çok usta bir şair değil belki ama günümüzün, özellikle günümüz Amerikan edebiyatının özel, önemli bir yazarını; Türk okurlarının romanlarıyla tanıdığı bir yazarı şair yanıyla da tanıtmak istedik.

- Dizinin çevirmenlerini hangi ölçütlere göre belirlediniz, belirleyeceksiniz?

- Paul Auster için Gökçenur aklıma geldi örneğin. Gökçenur’un İngilizce’den yaptığı başka çevirileri de biliyorum, aynı zamanda günümüzün iyi şairlerinden biri; onun iyi yapabileceğini düşündüm. Lorca’ya bakarken de, Lorca şiirinin duyarlılığını aktarabiliyor mu, Lorca’nın sesini bir nebze de olsa duyurabiliyor mu; buna dikkat ettim. Diğer çeviriler için de aynı ölçütler belirleyici oldu.

DİZİNİN SONRAKİ KİTAPLARI

- Diziden yayımlanacak diğer kitaplar hangileri? Bu kitaplar ne kadar sürede yayımlanacak? Belli bir sayıya ulaştığınızda bitirecek misiniz?

- Hayır, böyle bir sayı sınırı yok. Düşündüğümüz şu: On kitapla başlamış olduk. Bu diziden çıkacak kitaplar Can Yayınları’nın yayın programında hep yer alacak belli sürelerle. Burada, somut bir zaman sınırlaması yapmam mümkün değil. İstediğimiz, bu dizinin sürekli gelişmesi ve diziden çıkacak kitapların sürekli artması.

- Somut bilgiler vermenin mümkün olmadığını söylediniz, fakat en azından yıllık bir rakam belirtebilir misiniz?

- Şöyle diyebilirim: En azından iki ayda bir kitap çıkacak mutlaka.

- Dizinin ilk on kitabını hangi yapıtlar takip edecek?

- Benim derleyip çevirdiğim Aşk Olsun, Ferit Edgü’nün derleyip çevirdiği Erotica Japonica, Metin Fındıkçı’nın Mahmud Derviş’ten derleyip çevirdiği bir seçki, Cevat Çapan’ın Fernando Pessoa’dan derleyip çevirdiği bir seçki, Behçet Necatigil’in ve Ayşe Sarısayın’ın çevirileriyle Wolfgang Borchert’in Fener, Gece ve Yıldızlar, Samih Rifat çevirisiyle Kitab-ı Mukaddes’ten Ezgiler Ezgisi, Mehmet H. Doğan’la Turgay Gönenç’in Andrey Voznesenki’den çevirdiği Oza ve Özdemir İnce’nin Adonis’ten çevirdiği New York’a Mezar.Bunların içinde, Wolfgang Borchert ilginç geliyor bana. Bir Alman şair. İkinci Dünya Savaşı döneminde çok genç yaşta ölmüş. İki, üç kitabı vardır. Bunlardan biri, ‘69’da Memet Fuat’ın De Yayınevi’nden yayımlanmıştı. Behçet Necatigil çevirisiyle Fener ve Yıldızlar adıyla basılmıştı. Yıllar sonra, Borchert’in ölümünden sonra yayımlanan şiirler bulundu. O şiirlerin çevirisi için de Behçet Necatigil’in kızı Ayşe Sarısayın’ı aradım, o çevirileri ondan rica ettim. Yayımlanmamış şiirleri de Ayşe Sarısayın çevirdi. Böylece Wolfgang Borchert’in bütün şiirleri tamamlanmış oldu. Samih Rifat’ın çevirdiği Ezgiler Ezgisi ilginç bir kitap, yine çıkacak kitaplar arasında. Ezgiler Ezgisi, Eski Ahit’te Süleyman’ın Şarkısı diye geçen ya da Kitab-ı Mukaddes’teki adıyla Neşideler Neşidesi; kutsal kitabın içinde oldukça erotik, dünyanın en eski aşk şiirlerinden sayılabilecek bir aşk şiiri. Şunu eklemek istiyorum: Diziden çıkan kitapları güzel tasarımlarla, güzel baskılarla ve olabildiğince desenler, resimler, çizimler eşliğinde yayımlamaya çalışıyoruz. Çıkan kitaplar arasında, tek Paul Auster’da resim yok. Ritsos’ta örneğin, Ritsos’un taşların üstüne yaptığı desenleri kullandık. Ferit Edgü, erotik eski Japon şiirlerinden bir seçki hazırladı ve çevirdi. Bu seçki, Erotica Japonica adıyla yayımlanacak. Erotica Japonica’da da o dönemden resimler ve desenler kullanacağız.

- Çıkan kitaplar arasında antoloji türünde olanlar da var. Bu tür kitaplar, yeni yayımlanacaklar arasında da olacak mı?

- Evet.

- Diziden yayımlanan kitaplar arasında Türkçeye ilk kez çevrilen veya çevrilecek olanlar var mı?

- Paul Auster’ın şiirleri, ilk kez yayımlandı. Robert Desmos ilk kez yayımlandı, Tahsin Yücel çevirisiyle. Hatta Tahsin Yücel bana, “Bununla çevirmenlik yaşamımı noktaladım” dedi. Bundan sonra kendi yazdıklarıyla ilgilenmek istiyor anladığım kadarıyla. Onun dışında 99 Beyit ilk kez yayımlanan bir kitap. 99 Beyit, diğerlerinden bir başka yönüyle de ayrılıyor. Kitabın asıl önemi, çok iyi üç edebiyat öğretmeni tarafından hazırlanmış bir inceleme kitabı da olması. Birçok öğrenci kaçar divan şiirinden. Hep kalıplarla öğretilir, yerleşik bir yaklaşım vardır. Hiçbir çekici yanı yoktur öğrenciler için. Burada, divan şiirine çağdaş yorumlar, çözümlemeler getiriliyor. Bu çalışmayı yayımlamamızın nedeni de bu. Yoksa, illa divan şiiri yayımlamak gibi bir düşüncemiz yoktu. Füruğ’un Farsça aslından çevrilen Yeryüzü Ayetleri de ilk kez yayımlanıyor. Ötekiler gözden geçirilmiş, geliştirilmiş, ekler yapılmış yeni baskılar… Örneğin Cevat Çapan’ın Ritsos çevirileri daha önce parça parça yayımlanmıştı. Bu kitapta Cevat Çapan’ın tüm Ritsos çevirileri bir araya getirildi. İlla yayımlanmış-yayımlanmamış diye bakmamalı düşüncesindeyim. Çünkübazı şiir kitapları, küçük bir yayınevi tarafından yayımlanmış. Birçok kişinin haberi olmamış, arada kaynayıp gitmiş. Biz onları alıp biraz daha öne çıkarıyoruz.

- Bu diziyi, şiirle ilişkili başka diziler veya başka kitaplar takip edecek mi?

- Özel olarak sadece şiir üzerine incelemeler yayımladığımız bir dizimiz yok. Ama bir düşünce-eleştiri dizimiz var ve oradan edebiyat üzerine ya da şiir üzerine incelemeler, kitaplar çıkmaya devam ediyor. Dünya Şiiri dizisine destek vermesi anlamında, şiirin kuramsal yanına eğilecek bir çalışmamız yok şu anda.

- Can Yayınları olarak hazırladığınız bu dizinin, nicedir durgun bir dönem geçirdiği söylenen Türk şiirine bir ivme kazandırabileceğini düşünüyor musunuz?

- Bir yayınevi tek başına böyle bir işlev görmez. Ortamın da canlı olması gerekir. Eskiden edebiyat dergileri çok daha canlıydı. Hem usta şairler, hem genç şairler yeni şiirlerini önce dergilerde yayımlarlardı. Şiir dergilerden izlenirdi daha çok. Şiirin nabzının asıl attığı yer dergilerdir. Dergilerdeki şiirler kitaplara yansır. Yalnızca Can Yayınları adına söylemiyorum, yayınevinin çok özel bir katkısı olmaz bunun için. Sadece vitrin olabilir yayınevi.

- Şiire ilişkin tek tartışma konusunun ‘yıllıklar’ olduğu söyleniyor. Dizinin, başka bir tartışma konusu yaratabileceğini düşünüyor musunuz?

- Bu yalnızca şiir için geçerli değil, tüm bir edebiyat için geçerli. Edebi yapıtlar ‘60’lardaki, ‘70’lerdeki kadar -en azından benim anımsadığım dönemler olarak- salt edebi nitelikleriyle yeterince yazılmıyor, tartışılmıyor ve konuşulmuyor. Çıkan kitapların içinde ya haber olabilecek bir şey aranıyor ya dedikodusu yapılacak bir şey aranıyor ve o yanları ön plana çıkıyor kitapların. Sağlıklı bir edebi tartışma ortamı yok aslında. Olumlu yanlarından da bakılabilir bu duruma. 1980’lerin sonunda bizim çıkardığımız Cumhuriyet Kitap kendi alanında tekti, örneği yoktu. Bugünse her gazetenin bir kitap eki var. Bu saygınlık ölçütü olarak görülmeye başladı. Kitap dünyasının tanıtımı açısından güzel bir gelişme. Fakat bizdeki kitap ekleri gene de edebiyatın eleştirel yönden tartışıldığı, derinliğine incelendiği yerler değil. Daha genel, daha sıradan tanıtım yazıları yayımlanıyor ağırlıklı olarak. O nedenle, sadece şiir açısından değil bütün bir edebiyat açısından aynı durum söz konusu.

ŞİİR ÇEVİRMEK

- Şiir çevirisi daima tartışmalı bir konu olmuştur. Şiirin asla çevrilemeyeceği yönünde görüşler olduğu gibi, tersini iddia eden görüşler de vardır. Hem çeviri şiirlerden oluşan bir dizinin editörü, hem de şiir çevirileri yapmış biri olarak bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

- Şiirde ses çok önemlidir. Sözcüklerin seçimi, kurulan imgenin hangi seslerle, hangi sözlerle dile getirildiği çok önemlidir. Bir dildeki bütün sesleri ve dize yapısını, şiirin kurgusunu olduğu gibi aktarabilmek olanaksız. Ama şiir asla çevrilemez düşüncesinde değilim. Şiir çevirisinde belirleyici olan, şairin ve şiirin havasını okura yansıtabilmek. Bunu yaparken asıl metne ne kadar bağlı kaldığı, ne kadar uzaklaştığı çevirmenin ferasetine kalmış. Çok uca giden örnekler var, Can Yücel gibi, şiiri Türkçede yeniden yazanlar… Ben bu tarza katılmıyorum, böyle çeviri yapmıyorum. Buna karşılık Can Yücel’in yaptığı birçok çeviriden olağanüstü keyif alıyorum. Şiir çevirisi hususunda, ‘60’lardan beri çevirilerini okuduğum, aynı zamanda hocam olan Cevat Çapan’ın yaklaşımı, bana en yakın yaklaşım. Hem elden geldiğince asıl metne bağlı kalmak, hem de şiirin Türkçe söylenişini ustaca yakalayabilmek. Bu da ancak iyi, derin bir şiir duyarlılığına ve bilgisine sahip olmakla başarılabilir. Çeviri konusunda, son yıllarda özellikle üniversitelerde çok üstünde durulan çeviribilim anlayışına yakın değilim. Ben, çevirmenin iki dile de gerçekten egemen olması ama aynı zamanda, çeviri yaptığı tür her neyse, o konuda da bilgili olması ve sonrasında da kendi duyarlılığıyla ortaya bir iş çıkarması taraftarıyım. Şiir çevirisinde, şairlerin daha iyi çeviriler yaptığını düşünüyorum. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da böyle. Hem şiiri daha iyi biliyorlar, hem yapısını kurabiliyorlar. Tabii bunun istisnaları da yok değil.

Söyleşiye küçük bir katkı yapmak zorunlu: çeviribilimciler, tam olarak, tıpkı Celal Üster gibi, “çevirmenin iki dile de gerçekten egemen olması ama aynı zamanda, çeviri yaptığı tür her neyse, o konuda da bilgili olması ve sonrasında da kendi duyarlılığıyla ortaya bir iş çıkarmasını” savunuyor. Bu konuda, çeviribilimcilerin görüşleriyle, son zamanlarda (çeviri yayıncılığının gelişmesiyle yaygınlaşan ve) sıkça görülen bir özensiz çeviri yöntemi, sözcük ve çeviri stratejisinde keyfi kararlar almayı savunan bir çeviri yönteminin karıştığı söylenebilir. Dahası, şiir çevirisinde de, çeviribilimcilerin genel olarak “şairlerin daha iyi [ya da daha çekici] çeviriler yaptığını” savunduğu söylenebilir. Geçmişten Günümüze Yazın Çevirisi adlı kitabın yazarı N. Berrin Aksoy’un “Şiiri Şairler Çevirmeli” adlı yazısı bunun başlıca örneklerinden biri. Çeviride çeviribilim ve eleştiri kardeş sayılır.

(Söyleşiyi aktaran Onur Behramoğlu’na teşekkür ederiz.)

Önceki yazıyı okuyun:
Frankfurt’tan Önce Leipzig: Kimler Gidiyor?

15 Mart 2008'de Zama...

Kapat