Çevirmen Önsözü: Murat Belge, 1986

Posted by on Mayıs 14, 2008 in Çevirmen Önsözü

Murat Belge’nin 1986 yılında W. T. Stace’den çevirdiği Hegel Üzerine adlı kitaba yazdığı Hegel Üzerine başlıklı önsöz, felsefe metni çevirileri tarihi içinde oldukça önemli bir önsöz. Çevirilerin karşılaştığı birçok güçlüğü özetliyor: kaynak metinler bir yana yan metinlerin çevrilmemiş olması; bir filozofu tümüyle çevirmenin özel yayınevlerinin yapabileceği bir iş olmadığına, devletin bunu üstlenmesi gibi bir öneri getirilmesi; felsefe dilinin tam oturmamış olduğu inancı.. sonuçta, çevirmeni ya da yayımcıyı kısaltılmış çevirilere yönelten sorunlar.. 1986’dan bu yana, kısaltılmış çeviri yapma tutumu büyük ölçüde kırıldığı, Hegel’in eserlerinin tam çevirileri yapıldığı gibi, yazıda adı geçen Adam Smith, Ricardo, Morgan’ın da çevirileri yapıldı; çağdaş filozoflar için de çevirilerinin çok gecikmeli olarak yapıldığını söylemek doğru olmayabilir. En temel sabit, bu çevirilerin okurunun ortaya çıkmamış olması olabilir mi?

Hegel Üzerine / Murat Belge (1986)

Marksist düşünce içinde Hegel felsefesinin, Hegel diyalektiğinin yeri ve önemi çok iyi bilinir. Ama yabancı dil bilmeyenlerin Türkiye’de Hegel’i okuma imkânları yok, çünkü Hegel’in kitapları bugüne kadar dilimize çevrilmedi. Dolayısıyla, devrimciler, Hegel felsefesinin ne olduğunu ve bu felsefenin Marksist düşünceyle ilişkisini, Marksist felsefe üstüne yazılmış yerli ya da çeviri el kitaplarından öğrenebiliyorlar.

Marksist düşüncenin, gelişmesinin belirli evrelerinde etkilendiği ya da yararlandığı başka düşünce ürünleri için de aşağı yukarı aynı şeyleri söylemek mümkündür. Felsefede Marx’ı ve Engels’i gençlik yıllarında etkileyen Feuerbach’ı da Türkçe’den okuyamıyoruz. Marx’ın iktisat çalışmalarında ana kaynaklar olarak ele aldığı, öncelikle Adam Smith ve Ricardo, sonra da öteki klasik iktisatçıların yazdıklarını kendi dilimizde bulamıyoruz. Antropoloji bilimini, kuran, özellikle Engels’i etkileyen Morgan’ı gene okuyamıyoruz. Bu çeşit düşünürler arasında belki yalnız Darwin’i kendi dilimize çevrilmiş birkaç eserini okuyarak tanımamız mümkündür.

Şüphesiz önemli bir eksikliktir bu. Böyle klasik metinleri bilmek, birçok bakımlardan aydınlatıcı olurdu. Gelgelelim, belki de fazla abartmamalı bu eksikliği. Bir kere, herkesin her şeyi okuması zaten mümkün değil. Marksist olmak, Marksistleri etkileyen metinleri okumadan önce, Marksist metinleri okumakla gerçekleşir. Hattâ denilebilir kî, yukarıda saydığımız metinleri okuyarak Marksizm’i anlamak biraz hayaldir; tersine, o metinleri, ancak Marksizm’i anladıktan sonra gereğince değerlendirebiliriz.

Ancak, saydığımız bu eski, klasik düşünürler içinde Hegel’in özel bir yeri var. Sayılanlar arasında en çok onun Marksizm’e katkısının gerçek niteliği, bugün için hepimizi ilgilendirmesi gereken canlı bir tartışmanın konusu. Çünkü Hegel sorunu, doğrudan doğruya Marksist düşünce yöntemiyle ilgili bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, yayımladığımız ilk Kitaplar arasında Hegel’le ilgili bir kitap bulunmasını zorunlu gördük.

Ama bu kitap, Hegel’in kendi eserlerinden biri olamazdı. Türkiye’de Hegel’in şimdiye kadar yayınlanmamış olması bir raslantı, ya da basit bir ihmal sorunu değildir; anlaşılır nedenleri vardır bunun. Bunlardan birincisi, Hegel’in eserinin hacmidir. Bir değil, üç değil, pek çok kitabı vardır filozofun. İşin kötüsü, bunların içinden biri veya ikisi, bütün öbürlerini açıklayacak, onları özetleyecek bir anahtar olarak seçilemez. Hegel’in söylemek istedikleri, bütün eserlerine yayılmış durumdadır. Onu eksik anlamayı, yetersiz anlamayı baştan kabullenmek bile, en azından yedi sekiz eserini birden çevirmemiz ve okumamız gerekir.

O zaman da yeni bir sorunla karşılaşıyoruz. Nasıl çevireceğiz Hegel’i? Daha doğrusu, Hegel’in dilinin karşılığını Türkçe’de nasıl bulacağız? Bilindiği gibi Almanca, dehşetli bir felsefe dilidir. Örneğin, yaklaşık olarak «varlık» anlamına gelecek altı kelime olduğu, bunların hepsinin felsefi kesinlik bakımından son derece önemli nüansları olduğu söylenir. Türkçe ise, bu inceliklerin çok aşağısında bir felsefe dilini bile kuramamış durumda. Öz Türkçe kavramlar yetmiyor, ama Osmanlıca kavramlar da hiçbir zaman yetmemiş. İkisini birleştirseniz, dilsel tutarsızlığı göze alsanız, gene sorunu çözeceğiniz şüpheli.

Son olarak, böyle bir Hegel çevirisi işine giriştiğinizde, kime okutacaksınız? Kitap yayımlamak, kitabı satmak için yapılır. Satılmayacak bir kitap, hele satılmayacak sekiz on kitap yayımlamak, kimsenin girişmek isteyeceği bir şey değil. Yapsa yapsa devlet yapar bunu. Ama devlet de Marx’ın Hegel’den etkilendiği sözünü bir yerlerde duymuş olmalıdır. Bunun doğru olmadığına ikna edebilsek, belki devlet çevirttirir Hegel’i. Ama özel yayınevleri —ki devrimci yayınevleri özeldir— Hegel’i kolay kolay çevirtemez. Bu böyle, yalnız biz de bunun çok üzülecek bir durum olmadığım söylemek istiyoruz.

Şimdi gelelim elimizdeki bu kitaba. Bu da Hegel’i tanıtan bir elkitabı. Niçin bunu seçtiğimizi açıklayalım. Bugüne kadar Türkçe’de yayımlanmış Marksist düşünce elkitapları, Hegel’le Marx arasında zorunlu ve önemli bir bağıntı olduğu düşüncesinden kalkılarak yazılmış kitaplardır. Dolayısıyla bunlar,
Hegel’i anlatırken, Hegel’i Marksist bir gözle yorumlarlar. Ortaya çıkan Hegel, bu yorumlayıcı süzgeçten geçerken marx’a yaklaştırılmış bir Hegel’dir. Böyle bir yaklaştırmayı mümkün kılmak için, yazarlar, Hegel’in belli yanlarını, özelliklerini ele almış, onları vurgulamışlardır.

Bize gelince, biz Marx’la Hegel arasında zorunlu ve önemli bir bağıntı olduğunu değil, olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle, i) Hegel’i anlatırken onun belli yanlarını, özelliklerini değil, mümkün olduğu kadar bütününü anlatan bir kitabı tercih ediyoruz. Hegel’i bütününü anlatmanın en iyi yolu da —her ne kader güç bir iş olsa bile— Hegel’in metodolojisini anlamaktır. Ve ii) bunu anlatırken Hegel’le Marx arasındaki yakınlıkları kollayan bir açı değil, Hegel’i kendi içinde olduğu gibi kavramayı gözeten bir açı daha yararlıdır. İşte elimizdeki kitap bu gereklere en uygun bulduğumuz eser oldu.

Bilindiği gibi Hegel, idealist felsefenin doruk noktasıydı. Marx, Engels, Lenin, onu bu açıdan de-, ğerlendirdiler. Ama onlar, burjuvazinin yarattığı her gerçek değeri kucaklamaya hazırdılar. Bu yüzden Hegel’i saygıyla andılar ve ondan şüphesiz yararlandılar.

Bu ilişki, daha sonraki bazı Marksistler için öncesi olmayan bir başlangıç noktası haline geldi. Bir çeşit evrimci mantıkla, Hegel sanki proto-Marx ya-pıidi. Ama ona bu gözle bakmak, Hegel’in kendi sınırları içinde ne olduğunu görmemenin koşuludur. Marx’la Hegel’in birbirlerine yakınlığı tartışılmaz bir doğru olarak kabul edilince, Hegel’in diyalektiğini ters çevirerek bir takım olaylara bunu uygulamak son derece normal —nitekim yapıldı ve yapılıyor. Ama şimdi bir meydan okuma var. Deniliyor ki idealist bir diyalektikten maddeci bir diyalektik çıkarılamaz. Şu halde önce Hegel’i Hegel olarak yeniden almamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Marx’ın ondan ne aldığını görmezden önce, Hegel’de ne olduğunu iyice görmemiz gerekiyor.

Kanımızca Stace’in kitabı bu işi iyi yapıyor. Stace kendisi bir felsefe öğretmeni. Ama tarafsız bir felsefe öğretmeni değil. İdealist bir felsefe öğretmeni. Bir idealist olarak, Hegel’in gelmiş geçmiş en büyük ve tutarlı filozof olduğuna inanıyor. Hegel’i tamamen benimsemiş bir filozof olarak, onu yorumlamaya hiç kalkışmıyor. Yalnızca açıklıyor, tanıtıyor Hegel’i. Bütün kitaplarını taramış bir kişi olarak, bu kitapların bütününden ortaya çıkan büyük “Hegel Sistemi”ni açıklıyor. Bu kategoriden ötekine hangi aklî çıkarsamalarla geçildiğini gösteriyor. Kitabının yararı da burada. Çünkü böylece, Hegel’in şu ya da bu konuda söylediği sözden önce, Hegel’ci felsefeyi, Hegel’ci diyalektiği meydana getiren metodoloji belirmiş oluyor.

Biz kitabın bütününü çevirmedik. Baştaki bölümünü, Hegel’in yönteminin genel olarak açıklandığı bölümü çevirmekle yetindik. Çünkü Hegel’i okumanın güçlüğü bir yana, Hegel’i en anlaşılır biçimde açıklayan bir kitabı da okumanın güçlüğü açıktı. Ayrıca, çevirdiğimiz bölümün iyice anlaşılması, kitabın geri kalan kısmının da anlaşılmasına yetiyordu. Kitabın sonunda bir büyük tablo göreceksiniz. Bu, sözünü ettiğimiz “Hegel Sistemi”dir. İşte kitabın çevirmediğimiz kısmı, çevirdiğimiz birinci bölümde anlatılan yöntemle, bu tabloda görülen ölçülerin nasıl birbirlerinden mantıken çıkarıldığını anlatıyor. Dolayısıyla birinci bölüm ve tablonun kendisi Hegel’in yöntemini ve sistemini anlamak için yeterli oluyor. Aradaki çevirmediğimiz bölüm ise, felsefe içinde teknikleşmiş bir dille, bu tablonun kategorilerinin tek tek açıklanmasından ibaret. Kitaba eklediğimiz çok sayıda notlarla, çevirmediğimiz bölümlerin can alıcı noktalarını da açıklayarak, o bölümlerin eksikliğini gidermeye çalıştık. Yeterince giderdiğimize inanıyoruz.

Şüphesiz bu kitabın, Hegel’in tamamen anlaşılmasına yeterli olacağı iddiasında değiliz. Zaten bu tipten elkitaplarmın başlıca kusuru budur. Okuyuculara gerekli her şeyi artık öğrendikleri izlenimini verir, çoğu zaman daha ileri çalışma isteğini körükleyeceği yerde durdurur. Onun için bu uyarıyı tekrarlamayı da zorunlu görüyoruz. Unutmamalı ki, Hegel’in yalnızca metodolojisi üstüne bir elkitabı bu. Ama öte yandan, Hegel üstüne şimdikine oranla daha sağlıklı bir tartışmayı ve daha ciddî bir bilgilenmeyi sağlamak açısından oldukça yeterli.

Hegel’ci yöntemin Marksist yönteme yakınlığı ya da uzaklığı konusunda bu önsözde bir şeyler söylemek her halde gerekmiyor. Kitaba eklediğimiz notlarda ve eklerde bu konuda kaçınılmaz gördüğümüzü söyledik. Konu oldukça felsefî ve karışık olduğu için, bu gibi görüşleri önsöze değil, kitabın sonuna [s. 189-229] eklemeyi daha uygun bulduk.

Hegel Üzerine, W. T. Stace, çeviren: Murat Belge, V Yayınları, Temmuz 1986 (229 sayfa).

The Philosophy of Hegel, W. T. Stace, Macmillan, ilk bsm. 1924, ikinci bsm. 1955 (519 sayfa).

(Murat Belge, 15 Mayıs 2008, Perşembe akşamı Çev-Bir’in konuğu olacak.)

Daha fazla Çevirmen Önsözü
Çevirmen Önsözü: Avni İnsel, 1939

Avni İnsel'in 1939 yılında Andre Gide'den yaptığı Dünya Nimetleri adlı çeviriye yazdığı Mütercimin Mukaddemesi başlıklı önsöz, çevirinin ilgi görmesi, dönemin...

Kapat