Gülen Devlet ve Türkçe

Posted by on Haziran 5, 2008 in Güncel

İki yıl önce birdenbire sokaklar dev ilanlarla kaplanmıştı: Türkçe Olimpiyadları. “Türkçe neyi?” diye sormuştuk o zaman, “Neyi? Olimpiyadları mı?” Ve şaşkınlık verici bir şekilde, bu “olimpiyadlar” “Mydonose Showland”de yapılıyordu. Eleştirilerin ardından etkinliğin adı “Türkçe Olimpiyatları”na, mekanın adı da “İstanbul Gösteri Merkezi”ne dönüşmüştü.

Haziran 2006’da bu etkinlik birdenbire “4. Uluslararası” sıfatıyla ortaya çıkmıştı. İlk üçü sessizce yapılmış, dördüncüyle etkinlik yaygınlaştırılmıştı. Resmi katılım da gitgide arttı, Türkçenin resmi sevenleri olduğu anlaşıldı. Fakat bu etkinliği kimin düzenlediği, bu uluslararası örgütlenmeyi kimin yaptığı belirsizlik içinde kaldı. Bir Türkçe Derneği’nin adı anılır gibi oluyor bazen, ama yine belirsizlik içinde kalıyor.
Şimdi, tarihçi Yılmaz Öztuna, 3 Haziran 2008 tarihli Türkçe’nin Zaferi başlıklı yazısında, etkinliğin sahibini açık seçik olarak belirtiyor: Fethullah Gülen.

“Türkçe’nin zaferi

Süleyman Demirel ile Turgut Özal Adriyatik’ten Çin Seddi’ne dedikleri için, Türk’ten hoşlanmayanları kızdırmışlardı. Türk coğrafyasına bîgâne olanlar alaya kalkışmışlardı. Bu kavram, Türkçe konuşan kavimlerin batıdan doğuya demografi kurallarına uygun vurgulanmasıdır. Türkçe’yi dünyaya yaymak, millî kültürümüze en büyük hizmettir.
Şimdi Fethullah Gülen, Türkçe’yi Brezilya’dan Moğolistan’a sloganı ile Kuzey Kutbu Yakutistan’dan Okyanusya adalarına kadar, orta ve yüksek derecede 300 Türk okulu ile fiilen dünya dili hâline getirdi.
Her renkten, dilden, dinden, yaştan çocukların İstanbul Türkçesi’nin uzun hece saltanatına riâyetle konuşmaları, Türk’ü seven herkesi sevinçlere gark etti.
Şairlerimizden şiirler okudular. İstiklâl Marşımızı saygıyla söylediler. Şarkılarımızı dinlettiler. Musiki, Osmanlı eğitiminde vazgeçilmez ağırlıkta idi. Bugün de öyle olmalıdır. Dünyadaki Türk okullarına, üniversitelerimizin Türk Musikisi Devlet Konservatuvarları mezunlarından öğretmenler atamasını öneriyorum. Klasik musikimizin basit parçalarının da öğrenilmesi gerekir.
Dünyanın, dile kolay, 110 ülkesinden 550 çocuk ve genç, İstanbul’da 10 gün Türkçe şöleni için geldiler. TBMM Başkanı ve Başbakan destek verdiler. Bu 6. Türkçe şenliğidir. İlkine sadece 17 ülke katılabilmişti. Alınan mesafeye dikkat rica ederim.
Türkçe’nin hem Türkiye’de, hem bütün dünyada iyi ve hakkıyle öğrenimi, Türklüğün geleceğinin güvencesidir. Özel teşebbüs bunu başardı. Millî Eğitim Bakanlığının hiçbir dönemde böylesine bir başarıyı hayal bile edemediğini büyük esefle hatırlatıyorum. Dış ülkelerde Türk ve Türkçe için çalışanları saygı ve sevgiyle kutluyorum.”

İnsanın bu yazı karşısında hayretten ağzı açık kalmaz mı, binbir soru akla üşüşmez mi: Fethullah Gülen bir özel teşebbüsçü mü? 110 ülkede okul açmasını sağlayan kişisel bir servete mi sahip? Onun adıyla anılan okullar Türkiye’de toplanan paralarla kurulmadı mı? Dahası, Gülen bir teşebbüs olsa bile M.E.B. ile rekabet halinde mi? Ama daha da tuhafı, bu neo-ve klasik-muhafazakarlar insanı delirtmeye mi çabalıyor: bu olimpiyatın ana sponsoru olan Türk Telekom, 2005 yılında 1.3 milyarı peşin olmak üzere 6.5 milyar dolara özelleştirilen (ve bütün bedeli daha tamamlanmamış olan) bir kamu kuruluşu değil miydi? Yani bu olimpiyatın masrafları her koşulda kamunun, halkın parasıyla karşılanmıyor mu? 550 çocuğun gelip Türkçe şiir okuması, şarkı söylemesi – anlaşılması güç yararsızlığı bir yana – böyle bakıldığında, eğer bir başarıysa, her şekilde tek bir kişiye ait olmayan, kolektif bir başarı değil mi?

Miniatürk Defilesi, AP/İbrahim Usta

Telekom’un sponsorluğu, başka bir yönüyle, Fatih Altaylı’ya da anlaşılması güç görünmüş. Altaylı, 2 Haziran 2008’de köşesinde konuyu ele alınca, Telekom yetkilileri bir açıklama yapmışlar:

“Olayın dikkat çekici bir başka yönü, Önder Sav’ın Turkcell’den talep ettiği telefon kayıtları henüz ortada yok ama Vakit Gazetesi Telekom’dan kayıtları 1 günde aldı.
Telekom bayağı hızlı hizmet veriyor anlaşılan.
Kutlamak lazım.
Bu arada dün gazetelerde yer alan ilginç bir ilan vardı, bilmem dikkat ettiniz mi?
Türk Telekom, Türkçe Olimpiyatları’nın ana sponsoru olmuş.
110 ülkede katılımcılar olacakmış.
Yabancı katılımcılar, Fethullah Gülen Cemaati’nin okullarından geliyor.
Zaten Türkçe Olimpiyatları da bir Fethullah Gülen cemaati organizasyonu.
Gülen Cemaati organizasyonuna Türk Telekom sponsor.
Dinleme rezaletlerinde okların çevrildiği yer ise özellikle Emniyet içinde Gülen taraftarları.
İlginç bir sponsorluk.” (2 Haziran 2008, Habertürk)

“Fethullah Gülen cemaatinin Türkçe Olimpiyatları’na sponsor olmaları konusuna gelince.
Türk Telekom geçen yıl da bu organizasyona sponsor olmuş.
Şirketin iletişim planlaması gereği, yeterince erişim sağlayabildikleri organizasyonlara sponsor oluyorlarmış.
Özellikle gençlerle ve eğitimle ilgili her alanda sponsorluk yapma gayreti içindeymişler.
Türk Telekom’un gençler arasındaki marka imajını yükseltmek ve internetteki yatırımlarının promosyonunu yapmak için her türlü eğitim faaliyetine sponsor olduklarını, sponsorluğun sadece bununla sınırlı olmadığını, yurt genelinde 55 okul yaptıklarını, çeşitli illerde internet evleri açtıklarını, İntel ile ortaklaşa bir öğretmen eğitim programı yürüttüklerini de anlattılar.
Eğitim konusuna gösterdikleri hassasiyeti memnunlukla karşıladığımı ancak bunun Fethullah Gülen organizasyonuyla kesişmesinin benim açımdan kabul edilebilir olmadığını kendilerine söyledim.
Eğitim alanındaki diğer faaliyetlerini bana detaylı bir şekilde bildirmeleri halinde bunu da seve seve duyuracağımı belirttim. (3 Haziran 2008, Habertürk)

Gülen teşebbüsüyle Milli Eğitim arasındaki rekabeti daha yararlı bir alana sevketmek, dünyaya Türkçe öğretmek yerine Türkiye’ye dünyayı öğretmek, şirketlerin gösterişli olmasa da kalıcı olan etkinliklere destek olmasını sağlamak mümkün mü acaba? Yukarıda yer alan fotoğraf, 3 Haziran 2008 günü, İstanbul’da Miniatürk’te sergilenen bir defilede çekilmiş (AP/İbrahim Usta), başka her şeyin yanı sıra Türkçe’nin durumunu da apaçık, berrak bir şekilde göstermiyor mu: Türkçe eğitimi almış gençlerin çıkış yolunu manken olmakta gördüğü, büyük kısmı eğitim almamış ve büyük olasılıkla tek çıkış yolu olarak köylerinden çıkmayı görmüş bir kalabalığın onları seyrettiği bir ülke halini almadı mı Türkiye? Böyle bir ortamda, dünyanın dört bir yanında Türkçe öğrenen kolej öğrencilerini seyretmenin, onlara bakarak coşkulanıp hüzünlenmenin bir anlamı var mı; Türkçe artık bir sahne, bir podyum dili mi ve eğer öyleyse, arka plandaki kalabalığın dili tam olarak ne, yoksulların dili mi, başka bir halkın dili mi – ve biz neredeyiz, biz eğitimli çevirmenler, aynı kalabalığın ortasında çevirilerini sergileyen biz eğitimliler, çevremizdeki kalabalığın, kendi kalabalığımızın farkında mıyız? Çünkü görünüşe bakılırsa, olimpiyatçılar hâlâ farkına varmamış durumda ve yeni, daha gösterişli olimpiyatların hazırlığında.

[Yukarıdaki fotoğraf, Associated Press için İbrahim Usta tarafından çekilmiş ve AP’nin internet sitesinde şu altyazıyla birlikte yayınlanmış (birebir çeviriyle): “İstanbul, Türkiye’de, 3 Haziran 2008 günü yapılan bir sokak defilesinde bir Türk tasarımcının eserini sunan bir modeli seyreden insanlar. Türkiye’nin anayasa mahkemesi Perşembe günü toplanacak ve belki de üniversitelerde İslami baş örtülerini serbest bırakan bir kanunun iptaliyle ilgili bir karar yayınlayacak. (AP Fotoğrafı/İbrahim Usta).”]

Daha fazla Güncel
Mars Çevirileri: Phoenix? Anka? Simurg? Tuğrul?

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) gönderdiği araç, 25 Mayıs 2008 günü Mars'a indi. İniş Türkiye saatiyle gece 2:55'te...

Kapat