Çeviribilim Yaratıcı Şiir Çevirisi Yarışması’nda Üç Birincilik

Posted by on Mart 11, 2010 in Yarışma

Çeviribilim Yaratıcı Şiir Çevirisi Yarışması üç birincilikle sonuçlandı. Yarışmaya katılan dört çevirmen Allen Ginsberg’in The Ballad of Skeletons adlı şiir-şarkısının birbirinden yaratıcı üç çevirisini yaptılar.

Göksenin Abdal’ın çevirisinde şiir-şarkının özgün ritmi neredeyse birebir ölçüyle aktarılır, içerikte görece yerelleştirmeler yapılırken; Ebru Yıldırım ve Özlem İlyas çevirisinde özel bir ölçüyle daha minimalist bir çeviri yapılmış ve Toros Öztürk çevirisinde ağırlık özgün içeriğin kendi ölçüsüyle aktarılmasına verilmiş. Her çevirinin kendine özgü (sevgili Sakine Eruz’un ifadesiyle) “işlevsellikleri” var. Çevirmenler çeviri çalışmalarını şöyle anlatıyorlar:

Göksenin Abdal: Acizlerin Türküsü

“Bu şiir çevirisi için söyleyeceğim en önemli şey şu: Çevirimde geçen yargıtay, meclis başkanı gibi kelimelerin şiirde geçen supreme court, speaker gibi kelimelerin yerelleştirilmiş biçimi olması. Çeviride özellikle yerelleştirmeye çok önem verdim, bu doğrultuda çeviri yaptım. Kaynak metindeki kafiyeli yanları korumaya çalıştım ve okunduğunda gerçekten şiir etkisi yapacak bir erek metin ortaya çıkmasına özen gösterdim. Şiirdeki siyasi ağırlık hissini de bir yandan vermeye çalıştım. Sonuçta böyle bir çeviri çıktı.”

Özlem İlyas – Ebru Yıldırım: Kurukafalılardan Ninniler

“Çevirimizde öncelikle ‘Skeleton’ için erek dil ve kültürde uygun gördüğümüz karşılığı bulmaya çalıştık. Kısa ve akılda kalır bir etki bırakmak için ‘kurukafalılar’ sözcüğünü kullanmayı tercih ettik. Böylece kaynak metindekine benzer bir çağrışım elde etmeyi amaçladık, öte yandan sıfat kullanarak dilbilgisel olarak da daha ‘uygun’ bir yapı elde etmeye çalıştık.

Şiirin genelinde kaynak metinde de olduğu gibi kafiye ve hece sayısına dikkat ettik. Bu nedenle dizeleri olabildiğince kısa tutmaya çalıştık. Şiirde tekrarlanan ‘Said’ sözcüğünü Türkçeye ‘söyledi ki’ olarak çevirebiliriz ama biz bu tekrardan kaçınmak istedik ve bunun yerine şiiri bir tür diyalog hâline getirdik. Bunun için de en başta ‘ Kulak verin şunlara’ sözünü kullandık.

Bazen de kaynak metindeki bazı terimleri erek kültürdeki öğelerle yer değiştirdik. Buna örnek olarak aşağıdaki dizenin çevirisini gösterebiliriz.

Said the NAFTA skeleton / Kurukafalı tüccar:
Get rich, Free Trade, / Bul karayı, al parayı,
Said the Maquiladora skeleton / Kurukafalı fabrikatör:
Sweat shops, low paid / Al asgari ücreti.

‘North American Free Trade Agreement-NAFTA’nın kaynak dilde uyandırdığı çağrışımın erek dilde uyandırmayacağını düşündük. Bu nedenle bu terim yerine ‘tüccar’ sözcüğünü kullanmayı tercih ettik. Böylece terimi kişileştirip çevirideki amacımıza da uygun hâle getirmiş oluyorduk.

Sonuç olarak çevirimizde genel olarak erek kültürü göz önünde bulundurmaya çalıştık. Bunun için de kaynak metnin bire bir çevirisi uygun olmayacağından, çevirimizin başında belirlediğimiz stratejilere uygun olarak kaynak metni aktarırken bazı değişikler yapmayı uygun gördük.”

Toros Öztürk – İskeletlerin Baladı

“A. Ginsberg’in zaman zaman öfkeli ama son derece alaycı üslubunu birazcık verebilmek ilk kaygım olmuştu. Ballad dediği için Ginsberg, bizim Aldı Karacoğlan… tarzı geleneksel formu kullanmak bana ballad formunu vermek için uygun geldi (Hatta Dede Korkut metinlerindeki gibi Görelim hanım ne söyledi aydur: tarzı bile gelmisti aklıma ama o zaman Can Yücel gibi adaptasyon olurdu, biraz fazla yerelleşirdi)

İkinci ve dördüncü dizeler kafiyeliydi (ballad formu), buna dikkat etmem gerektiğini de düşündüm, ince alaycılık bu dizelere yüklenmişti, ama bu dizelerin kafiyeli olabilmesi icin çevirirken yorum katmak bir bakıma ‘farz’ oluyordu, işte burada ince alayın çeviride biraz kaybolmaması önemliydi, elimden geldiğince korumaya çalıstım ama kaynak metindeki bazı kültürel çağrışımları amaç metine taşımak zor oluyordu. (Bazılarını dipnotta vermekten başka yol bulamadım). Çeviride kaybolan canımı sıksa da şiiri çevirme isteğimi öldürmedi.

Ama yine de metinde olmayan bir şey eklemekten kaçındım – Nazım Usta’nın dediği gibi “biraz çeviri kokmayı” tercih ettim.

Simdi çeviriye bakıp biraz demlendirebilseydim daha iyi şeyler bulabilir miydim acaba demekten kendimi alıkoyamıyorum. (Ne zaman bir metni çevirsem hep aynı duyguya kapılıyorum. Ama çevirinin zaten mükemmeli olamıyor, hep daha iyisi olabiliyor.)”

Kuşkusuz daha farklı yaratıcı çeviriler yapılabilir. Örneğin “NY Times iskeleti” yerine “Hürriyet iskeleti” gibi yerelleştirmeler yapılabilir, “Yahoo” yerine “Hanzo, İvedik vb.” sözcükler kullanılabilir, Kuveyt yerine Irak, Afganistan güncelleştirmeleri yapılabilir. Ya da daha köktenci yaratıcı çeviriler yapılabilir – bambaşka metinler, başka biçimler, özgün metnin işlevini yerel ortamda yineleyen başka biçimler, metin yerine doğrudan görsel düzenlemeler ortaya çıkarılabilir. Sözgelimi, klasikleştiği için tehlikeli bir örnek olmasına rağmen Can Yücel’in aşağıdaki şiiri Ginsberg’in şiir-şarkısının yerelleştirmesi ağır bir çevirisi sayılmaz mı? (Yücel tehlikeli bir örnek, çünkü çalışmaları fazlasıyla bireysel, tekil özellikler, şairanelikler içeriyor, çoğu kez çeviriden çıkıp şiire geçiyor eseri.)

türkiyat vapuru

Yanaşmadan önce dağıldı iskeleye

Önce karinesi, sonra sintinesi

Derken alt – vasat – ve üst güvertesi

Baş üst – vasat – alt

Ardından kıç üst – vasat – alt yolcuları

Dağıldılar bir meçhul semte

Kırlangıçlarleyin ellerinde fileleri, çantaları

Kimisi el ele yeni çiftler

Kimi dargın eski çifteciler

Dağıldılar kırlangıçlarleyin bir meçhule

Deniz su döküyor arkalarından

Haydan gelip huya giden cümlelere

Kaptan köşkü yüzüyor dalgaların üstünde

Şakûli bir bok gibi

Kaptanı tayfasıyla

Can Yücel (Varlık, 1990)

Büyük olasılıkla, buna ya da bu tür bir metne yaratıcı çeviri örneği denemezdi, çünkü… çünkü neden? Özgün metindeki teknik ve biçimsel özellikleri aktarmadığı, benzerlerini üretmediği için mi? Çeviride özgün metni bulamayacağımız için mi? Yoksa sadece yazarının niyeti Ginsberg’in metnini karşılamak olmadığı için mi? Ama ya bu şiirleri aynı yıllarda, benzer akıl iklimlerinden şairlerin yazmış olması? Peki bugün standartlaşmış Binbir Gece Masalları‘nın özgün metni unutturan bir çeviri külliyatı olması? Shakespeare’in bütün oyunları gibi, Kral Lear oyununun da bir kolaj olması, merkezinde bir doğu masalının çevirisinin yer alması? Yaratı denen şey belki de bir yaratıcı çeviri olmasın?

Acaba bu metin düzeyinde görünen tartışma, bütün bir hayatın merkezindeki tartışma olmasın? İrkiltici bir şekilde, bu yarışmadan bağımsız bir şekilde, 2010’un 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü’nde Elazığ’da, köylerinde deprem oldu. Bir bebek iki kadın sayesinde, onu gece üşümesin diye aralarına alan bir anneyle onun annesi sayesinde kurtuldu depremde ölmekten. Kadınlar öldü. Bebek tarih kadar eski bir yöntem, insan bedeniyle ısınmak sayesinde kurtuldu. Aynı gün açıklama yapan yöneticiler ve bütün bir medya, kerpiç inşaatını suçlamaya başladı, kerpici bir yoksulluk biçimi olarak gösterip modernizmin büyük kabuslarından biri olan betonu, beton binaları övdüler. Oysa kerpiç günümüzde de, tarih boyunca olduğu gibi, düzgün biçimlerde kullanılıyor: yeşil, ekolojik, doğayla barışık mimarinin öğelerinden biri olarak kullanıldığı yerler var. Kerpiç yoksulluğun bir işareti değildir, fakat yoksul kalmak, kerpiç de olsa beton da olsa insanın evine bakım yapamamasına, onu onaramamasına, yeni mimari biçimlerini geliştirememesine yol açar. Yöneticilerin ve medyanın böyle rahatça kerpici aşağılayıp betonu övmesini sağlayan şey, ülkede kerpicin yaratıcı bir çevirisinin yapılamamış olması olabilir mi? (Mimari ve çeviri ilişkisini Esra Akcan, Çeviride Modern Olan adlı kitabında parlak bir şekilde ele alıyor.) Yöneticilerin bu kadar yerli görünüp bu kadar uzaylı olması, çevirinin tek biçimli yapılması alışkanlığından, çevirinin tek olacağı inancından, sanayinin dayattığı o beton binalar beton kitaplar kültüründen beslenmiyor mu acaba? (Sahi, kerpicin eskiliğiyle geri kalmış, işe yaramaz bir biçim olduğuna inanıyor ve beton ve çelik çok katlı bina inşaatını ileri bir biçim olarak görebiliyorlarsa, dinsel biçimlerin geri kalmışlığı neden sözkonusu olmuyor, ya da insan yapımı şeyleri evrim içinde görürken, neden doğayı öyle görmüyorlar?)

Bir metinden günlük hayatın en küçük fraktal olgularına dek her şeyin çeviri konusu, yaratıcı çeviri nesnesi olabileceği varsayımından yola çıkarak başlattığımız Çeviribilim Yaratıcı Şiir Çevirisi Yarışması‘nın, gelecekteki yeni yarışmalarla ve okurlardan gelecek denemelerle birlikte, yaratıcılık ve çeviri ilişkisinin ne olduğu üzerine yeni olasılıklar sergilemede bir ilk adım olmasını diliyoruz. Katılan yarışmacılara bir kez daha teşekkür eder, (birkaç gün içinde ellerine ulaşacak olan) çeviri kitap ödüllerinin (başka ne olabilirdi ki!) ödüllerle dolu bir hayatın küçük birer anısı olmasını dileriz.

Daha fazla Yarışma
Çeviribilim Yaratıcı Şiir Çevirisi Yarışması: Toros Öztürk

"Aldı Yeni Muhafazakâr iskelet Temizleyin dedi sokakları yersiz yurtsuzlardan Aldı Serbest Pazardan iskelet Yararlanın ama dedi onların etinden budundan"

Kapat