Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler

Posted by on Mayıs 6, 2006 in Tarih

  • Share on Tumblr

(İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Türkân Olcay’ın bu çalışması, ilk olarak Ukrayna Harkov Ulusal “V.N.Karazin” Üniversitesi ile Filolojik Ekolünün 200. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 2 Ekim 2003 tarihinde, Russkaya literatura v Turtsii (“Rus Edebiyatı Türkiye’de”) başlığıyla sunulmuş, daha sonra Littera dergisi, sayı 18′de genişletilmiş ve yeni bulgular eklenmiş olarak Cumhuriyet Dönemi Öncesi Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler Üzerine adıyla yayınlanmıştır. Çeviribilim‘de yazarının izniyle yayınlanmaktadır.)

Yabancı dillerde yazılmış yapıtlarla tanışıklılığımız 18. yüzyılda başladı. İlk zamanlarda çeşitli bilim dallarıyla, teknik konularla ilgili yapıtların çevirileri ağırlıkta, edebiyat ve sanat yapıtlarının çevirileri kısıtlı sayıdaydı. Tanzimat’ın ilanıyla (1839) Batının o dönemdeki yapıtlarının çevrilerek Türk okuruna ulaştırılması bir ihtiyaç haline geldi.[1] Batı dillerinden, özellikle Fransızcadan edebiyat, felsefe, fen ve sosyal bilimler, güzel sanatlar gibi alanlarda dilimize kazandırılan yapıtların sayısı bu dönemde hızla arttı.

            Osmanlı döneminin okurları Batı edebiyatını ilk olarak Fransızcadan yapılan çevirilerle tanıdılar. 1859 yılında İbrahim Şinasi’nin Fransızcadan çevirdiği birkaç şiiri kapsayan Terceme-i Manzûme ile Münif Paşa’nın Voltaire, Fontenelle ve Fénelon’dan çevirdiği felsefe diyaloglarını kapsayan Muhaverât-ı Hekimiye yayınlandı. Bunları 1862 yılında Yusuf Kâmil Paşa’nın çevirdiği Télémaque (Terceme-i Telemak) ve Münif Paşa’nın Mağdurîn Hikâyesi ismiyle Türkçeye çevirdiği Victor Hugo’nun Sefiller romanı izledi.

Bu dönemde çevirilerin yanı sıra Fransız kültürünü ve edebiyatını tanıtan makale ve kitaplar da yayınlanmaya başladı.

Türk aydın çevrelerinin ilgisi Fransız kültürü ve edebiyatıyla sınırlı kalmadı. İngiliz[2] ve Alman[3] edebiyatlarından çeviriler de yapıldı ancak bunlar önce Fransızcadan, daha sonra kendi dillerinden çevrilmişlerdi.

Türk okurlarının Rus edebiyatıyla tanışıklığı Fransızcadan yapılan ilk edebi çevirilerden 25 yıl kadar sonra başlamıştır. Türkçeye çevrilen ilk Rus yazarın Aleksandr S. Griboyedov olduğu saptanmıştır.[4] Söz konusu yazarın Akıldan Bela (Gore ot uma) adlı dört perdelik komedisi 1300’de (1883/1884) yayınladığı Mizan gazetesine atfen “Mizancı” lakabıyla anılan Dağıstan kökenli Mehmed Murad tarafından Rusçadan dilimize kazandırılmıştır. Önde gelen Rus okullarında öğrenim görmesi sonucu Rusçayı çok iyi derecede bilen Murad, kendi hayatı ile oyunun Çatski adında başkişisi arasında yakınlık görmüş, yapıtın çevrilip yayınlanması “kendisine bir teselli” olmuştur.[5] Mehmed Murad Rus edebiyatından dilimize bir tek bu yapıtı kazandırmıştır.

Griboyedov’un oyununun yayınlanmasından üç yıl sonra Rus edebiyatının en önde gelen şairlerinden Mihayil Y. Lermontov’un lirik bir şiiri çevrilip[6] Mehmed Murad’ın 20 Receb 1304/14 Nisan 1887 tarihli Mizan gazetesinin 26. Sayısında Fünûn ve Edebiyat genel başlığı altında yer almıştır:

Ol dem ki hazân-nümâ enînler

Mevc-âver olur misâl-i derya

Ol dem ki durur nihân ü peydâ

Evrak arasında bir gül-i ter

 

Ol dem ki gusûn û berk-i eşcâr

Te’sir-i nesîm ile seher-gâh

Mânende-i âh û vâh-ı cân-gâh

Bir savt-ı hazîn-ter eyler izhâr

 

Ol dem ki olur bana nümâyân

Otlar arasında bir çiçekçik

Mahzûn duruşu edâsı nâzik

Pür-jâle cemâli, sanki giryân.

 

 

Esmekle nesîm-i nükhet-âver

Gâhî edip ihtirâz peydâ

-Bir duhter-i nâz perver-âsâ-

Güyâ bana iltifât eyler.

 

-Kalmaz o zaman gönlümde mihnet

Endûh û melâl olur girîzân

Olmuş gibi sârî-i dil ü cân

Eşyâda bedîd olan terâvet

           

Kâbil-derirn- ol zaman cihânda

Mes’ ûd ola bir dil-i gam-âgâh

Tâbân olur ol zamanda Allah

Gönlümde, zemînde, âsümanda.[7]

 

Çevirinin kime ait olduğu belirtilmeyen bu şiir Rusya Meşâhiri-i Şu’arâsından (Lermentof)’un bir manzumesidir ki matbaamızda Rusçadan Menemenlizâde Tahir Beyefendi tarafından tanzîm edilmiştir” notuyla yayınlanmıştır.[8]

1889 yılında, Nilüfer dergisinin Şubat, Mart ve Eylül sayılarında Çiftçi Şarkısı, Kuşcağız, Rusya Çarı Birinci Petro ile Bir Köylü adlı şiirler R.Vahyî tarafından çevrilip yayınlanmıştır.[9] Söz konusu şiirler tarafımızdan incelenerek bazı ipuçlarına ulaşılmıştır. Beş bentlik ilk şiirin her bendinin sonunda tekrarlanan “Haydi sürüklen bakalım beygirim” dizesi şiirin, Aleksey V. Koltsov’un on bentlik Çiftçi Şarkısı (Pesnya paharya) şiiri olduğunu tespit etmemizde yol göstermiştir.[10] Kuşcağız adlı şiirin konusu ise F.A.Tumanski’nin 1826 yılında yazdığı Kuşcağız (Ptiçka) adlı yapıtı olduğu yönündeki düşüncelerimizi desteklemektedir.[11]

Rusçadan Türkçeye ilk şiir çevirilerini yapan Vahyî, çevirilerini bir defterde toplamış,[12] bu defter sayesinde İvan A. Krılov’un Kara Karga ile Tilki (Vorona i lisa) Eşek ve Bülbül (Osyol i solovey) ve Karınca (Muravey) fabllarının 1891 yılında onun tarafından Türkçeye çevrildiği saptanmıştır.[13]

Rus edebiyatından yapılan çeviriler sadece şiir türüyle sınırlı değildir kuşkusuz. 1890 yılından itibaren dilimize art arda kazandırılan düzyazı türündeki yapıtların sayısında gözlemlenen artış ülkemizde Rus edebiyatına yönelik ilginin yükseldiğinin habercisidir. Askeri okullarda Rusçanın öğretimine başlanması ve bir doğu bilimcisi olan kontes Olga Sergeyevna Lebedeva’nın[14] Kazan’dan İstanbul’a gelmesi bu ilginin artmasında önemli rol oynamıştır.

Türkiye’de Madam Gülnar ya da Olga de Lebedeff olarak bilinen Kontes Olga Sergeyevna, 1889 yılında Stockholm’da düzenlenen 8. Uluslararası Oryantalistler Kongresi’nde tanıştığı yayıncı ve yazar Ahmet Midhat Efendi’nin daveti üzerine 3 Ekim 1890 yılında İstanbul’a geldi.[15] Kontes, bu ilk ziyareti sırasında, doğu bilimine katkılarından dolayı Padişah II. Abdulhamit tarafından ikinci dereceden bir Şefkat nişanıyla ödüllendirildi, kendisine bir takdirname verildi.

Batı medeniyetlerine yönelmiş komşu milletler olan Osmanlılar ve Ruslar’ın düşünce ve edebiyat alanında birbirlerini tanımamalarını ve aralarında bir kültür alışverişi olmamasını iki taraf için de önemli bir eksiklik sayan Kontes Lebedeva işe Rus edebiyatını tanıtacak yapıtlar vermekle başlamıştır. Ülkemizde ilk tanıttığı yazar Aleksandr S. Puşkin olmuştur. Kontesin Rusçadan Türkçeye çevirdiği Puşkin’in Kar Fırtınası (Metel) adlı uzun öyküsü 1890’da Tercüman-ı Hakikat gazetesinde bir kaç bölüm[16] olarak yer almış, 1891’de ise 61 sayfalık ayrı bir kitap olarak yayınlanmıştır.[17] Yapıtın Ahmed Midhat tarafından yazılan önsözünde Puşkin ve Olga Lebedeva tanıtılmıştır.

Aynı yıl, Kar Fırtınası’ndan hemen sonra Kontes Lebedeva’nın Şair Puşkin: hayatı, sanatı, eserleri başlığı altında 67 sayfalık bir Puşkin monografisi yayınlanmıştır.[18] Söz konusu çalışmada Rus edebiyatının dahi sanatçılarından Puşkin’in yaşamı ile Yevgeni Onegin, Poltava, Yüzbaşının Kızı (Kapitanskaya dokça), Bakır Atlı (Mednıy vsadnik), Boris Godunov vb yapıtları Osmanlı okuyucularına tanıtılmış, daha sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilmiştir. Bu çalışmaya yine Midhat Efendi tarafından kaleme alınan giriş yazısında Puşkin’in Rusların ileri gelen sanatçılarından olduğu, Rus edebiyatını olduğu kadar, Avrupa edebiyatlarını da etkilediği belirtilmiştir.

Madam Gülnar’ın Türk okur çevrelerine tanıttığı ikinci Rus yazar Lev Tolstoy’dur. Beş gün boyunca Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilen Rus Edebiyatı ve Avrupa Yâhut Edip Tolstoy’dan Bir Mülâhaza[19] adlı kapsamlı çalışmada Rus edebiyatından Avrupa dillerine çevrilen yapıtlar hakkında bilgi verilmekte, bunların Avrupalılar tarafından ilgiyle karşılandığı belirtilmektedir. Tolstoy’un edebi kişiliği üzerinde de ayrıntılı olarak durulan bu yazıda sanatçının üç yapıtının Fransızcaya kazandırıldığı bilgisi verilerek bunlardan biri olan Esmâr-ı Fünûn (Plodı prosveşçeniya) adlı komedi tanıtılmaktadır.

18 Mart ve 15 Nisan 1891 tarihlerinde Tercüman-ı Hakikat gazetesinin sayfalarında M.Y.Lermontov’un İblis (Demon) adlı poeminden bazı bölümler düzyazı biçiminde çevrilerek  yayınlanmış, 1892’de de Ahmed Midhat matbaasında 96 sayfalık bir kitap olarak sunulmuştur. Ahmed Midhat’ın yazdığı Bir İfade başlıklı önsözde Olga Lebedeva’nın Türkçesinin ne kadar ilerlediğinden de söz edilmiştir.[20]

İstanbul’dan ayrıldığı sıralarda, göğsünde şefkat nişanını taşıyan resminin yer aldığı bir biyografik yazının Servet-i Fünun dergisinde yayınlanması Gülnar Hanımı çok duygulandırmıştı. Bunun üzerine Kontes, Haziran 1891’de  bir teşekkür mektubu yazarak, buna V.A.Jukovski’nin Hakikaten İyi ve Mesud Adam Kimdir? (Kto je dobr na samom dele) adlı yazısının çevirisini eklemişti. Söz konusu çeviri teşekkür yazısıyla birlikte Servet-i Fünunun 19. Sayısında yayınlanmıştır. [21]

Kısa bir zaman sonra Lev Tolstoy’un Ufa’lı İlyas’ın serüvenlerinin anlatıldığı İlyas Yâhut Hakikat-i Gına adlı öyküsü okuyuculara sunuldu.[22] Ahmed Midhat’ın da belirttiği gibi bu Madam Gülnar’ın Türkçeye yaptığı ilk çevirisiydi. İlyas öyküsü, daha önceki yapıtlarda olduğu gibi, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayınlandıktan sonra  kitap olarak (1893) basıldı.[23]

1892 yılının Şubat ayında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde L.Tolstoy’un Familiya Saadeti (Semeynoye sçastye) adlı yapıtı yayınlandı. Bu yapıt da diğerleri gibi ayrı bir kitap olarak basıldı.[24]

Nisan ayında sanatçının ünlü halk öyküleri derlemesinden İki Pir adlı öykü yayınlandı (Kont Tolstoy’un Avama Mahsus Hikayeleri: İki pir). Söz konusu öykünün yanı sıra Olga Lebedeva tarafından Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü (Smert İvana İlyiça) ile İnsan Ne ile Yaşar (Çem lyudi jivı) öyküleri çevrildi.[25]

Bunları 1893 yılında Kâgıt Oyunu başlığıyla Puşkin’in Maça Kızı adlıuzun öyküsü (Pikovaya dama) izledi.[26]

Kontes Lebedeva’nın Rus edebiyatı üzerine çalışmaları sadece çeviriyle sınırlı kalmadı, bu edebiyatı tanıtmayı amaçlayan yapıtlarla da uğraştı. Lebedeva, 1893 yılında bir Rus edebiyatı tarihi yayınlamıştır. Söz konusu çalışmanın önsözünde Rus edebiyatının doğuşu ve gelişmesiyle ilgili ayrıntılı bilgiler sunulmakta, Simeon Polotski’den Lev Tolstoy’a kadar Rus edebiyatının en önde gelen yirmi sanatçısı ele alınmaktadır.[27] Türkiye’de yayınlanan ilk Rus edebiyatı tarihi olma özelliğini taşıyan bu 132 sayfalık kitabın ilk 63 sayfasında Puşkin öncesi dönem üzerinde durulurken devamında Puşkin, Lermontov, Gogol, Turgenyev, L.Tolstoy ve diğer ünlü Rus yazarları incelenmektedir.

Bazı kaynaklarda, Olga Lebedeva’nın Puşkin’in Behçesaray Çeşmesi (Bahçisarayskiy fontan) poemini Türkçe ve Tatarca’ya çevirdiği bilgisi yer almış olsa da[28] bu çevirinin ne yayın yılını, ne de yayın adını tespit etmek mümkün olmuştur. Kendisinin Gaspıralı İsmâil Bey’in Kırım’da çıkardığı Tercüman gazetesine zaman zaman yazı gönderdiği göz önünde bulundurulursa çevirinin burada yayınlanmış olabileceği düşünülebilir. 

1894 yılı Mart ile Temmuz ayları arasında Fevaid gazetesinin birkaç sayısında Recep Vahyî’ye ait çeviriler yayınlandı: Serçe Kuşu (Vorobey), Tilki ile Leylek (Lisitsa i aist), Kedi ile Turna (Kot i Şçuka), Ayı ile Vahdet Güzin (Medved i vısokoye obşçestvo) fablları, Dede ile Torun (Ded i vnuk) adlı didaktik öykü ile Köylü Ne Uyuyorsun (Çto tı spiş mujik) adlı şiir.[29] Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda Köylü Ne Uyuyorsun şiirinin Aleksey Koltsov’a, Dede ile Torun masalının ise Lev Tolstoy’a ait olduğu saptanmıştır. 

Aynı yıl Hazine-i Fûnun ile Mekteb adlı gazetelerin sayfalarında biri Puşkin’e ait olan iki şiir bu kez Fransızcadan yapılan çevirileriyle yer aldı. Puşkin’in okuyucu kitlelerine sunulan ilk şiirin çevirisi Abdullah Cevdet tarafından yapılmıştır:

Her hatırı esîri kılan çeşm-i nâzınız

Târîkdir leyâlden, enver nehârdan;

Bir nazrada zalâm-ı şebistânı andırır,

Bir nazrada nişane verir nev-bahârdan.[30]

 

Puşkin’in iki şiiri daha Bâb-âli’de Rusça çevirmenlik yapan Tiflisli Celal Enisî tarafından yapılıp “Rusya Meşâhir-I Şuârâsından Puşkin’in İki Manzumesinin Meâlen Tercümesi” açıklamasıyla Malumat dergisinin 11 Temmuz 1312/23 Temmuz 1896 tarihli 44. sayısında yer almıştır:

Dilberim, sen mi pîş-i çeşmimde

Girye-nâkim, firâktan dâim

Sen misin, sen mi pîş-i çeşmimde?

Yoksa hulyâ mı, yoksa ben nâim?

Bilmez oldun mu âşıkın cânâ?

Âşıkındır, o âşıkın hâlâ.

Zahiren var tebeddülü,

amnıâ Dâima hatırında sen hasnâ;

Kalb-i mahzun bana diyor her an

Acaba aşkı mahveder mi zaman

Acaba ol gülüm sever mi hele

Aşk u sevdamız öyle der mi yine?

Tâli’im kısmetimle düş -be-dûş

Bak yine sevdiğimle hem-âgûş

Benim âlemde bahtiyâr-ı enam

Kimde var böyle aşk u şevk u garâm,

Kimde var böyle baht u tâli’ ü zevk

Dem-i vuslatta aşk u âşık u şevk

Arzun üzre, girye-i hande

Girye mi jale lâle mi sen de?

 

                   ***

Eşk-rîz olma, vakt-i vuslattır

Ateşi âb eden muhabbettir.

Gül gibi gül, görem güzel yüzünü

Bülbülün dinlemektedir sözünü

 

Bugün âlemde bahtiyar benim

Dem-i vuslatta aşikâr benim

Kimde var böyle âlem-i vuslat

Âşık u aşk u dilber u halvet?[31]

 

Celal Enisî, Divane-i Aşk ve Sevda, Fırtına ve İki Bulut Parçası başlıklarını taşıyan üç şiir daha çevirerek aynı dergide yayınlamış, ancak bunların kime ait olduklarını belirtmemiştir.[32] 

Yine bu dönem gazetelerinden Olga Lebedeva’nın Lev Tolstoy’un Efendi ile Uşak (Hozyain i rabotnik) adlı öyküyü çevirdiğini öğreniriz,[33] ancak bunun Türkiye’de yayını ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanamamıştır.

23 Ekim 1896 tarihli İkdam gazetesinde Lev Tolstoy’un Kroyçer Sonatı (Кrеytserova sonata) adlı yapıtın ilk bölümleri Fransızcadan çevrilerek yayınlanmıştır.[34] Çeviri yayıncı İbrahim Hilmi’nin ricası üzerine Ahmed Rasim tarafından başlatılmıştır. Ancak Rasim’in yoğunluğu sebebiyle çevirinin son sayfaları zamanında teslim edilemediğinden yapıt bir bütün olarak yayınlanamamıştır..

1897-98 yıllarında Şukufe İstiğrak gazetesinde M.Y.Lermontov’un Melek (Angel) ile aşağıda çevirisi yer alan Yelkenli (Parus) şiirleri sunulmuştur. Yapıt ve şair adlarının ilk kez eksiksiz bir biçimde verildiği çeviri Mustafa Reşid ile Olga Lebedeva’nın imzasını taşımaktadır.[35]

Mâî sisiride bahnn bir bâd-bân nümâyân

Âyâ neden bu rütbe semt-i ba’îde puyân?

Bilmem ne terke mecbur olmuş vatanda rnellâh?

Dehşetli dalgalarda hangi emelle gaitan

Bâd inlemekte, nâlân yelken ile direkler

Emvâc-ı dehşet-engîz olmakdadır hurûşân

Mes’ûdiyet taharri etmekde mi o, heyhat!

Andan da olmamıştır deryalara girîzân

Altında lâciverdi bir bahr-i bî-nihâyet

Üstünde can-fezâ bir hurşîd iken zer-efşân

Mellâh ise hemişe cûş u hurûşu ister

Şu reşş içinde gûyâ varmış huzura imkân![36]

 

Doğumunun 100. yılında (1899) A.S.Puşkin, o dönemde Fransa’da bulunan Ali Kemal’in gönderdiği Şiir ve Şair, Puşkin Kimdir? adlı incelemesiyle anıldı. Söz konusu incelemede Puşkin, Batının önde gelen şairleriyle karşılaştırmaktadır: “Puşkin dendi mi, Rusların Byron’udur, Goethe’sidir diye Avrupa’da bir sadâ-yı takdir yükseliyor ki bu da bi’t-tabii Rusya’dan mün’akistir.”[37]  İncelemenin içine Puşkin’in yapıtından aşağıdaki bölüm de sunulmuştur:

Sahilde o ıssız mevcelere karşı azamet-i efkâr içinde ar/-ı didâr-ı heybet eyliyor, uzaklara eb’âd-ı bî-intihaya nasb-ı nazar ediyordu. Önünde nehir o fesîh dalgalarını yuvarlıyor, bir bîçâre sandal da bu emvâca karşı yalnız başına çarpışıyordu. Yosunlar, çamurlar içinde yoksun kalan iki cânibde ise şurada burada siyah siyah kulübeler zavallı Finlandiyalıların o garib mevceleri yükseliyordu. Sisle muhat bir güneşin ziyaları içine giremeyen bir orman da civarda inliyordu. O heykel-i azamet ve heybet-i mücessemi bir zaman şöyle düşünüyordu: “Bu noktadan Isveçvalılan lehdid edeceğiz, bu merkezde mağrur bir mücavirin nekbetine bir şehir te’sis eyleyeceğiz. Yine bu noktadadır ki, tabiat bizi Avrupa’ya bir pencere açmağa, denize bir kadem-i muhkem vaz’ eylemeğe mecbur kılıyor. Bu noktada o şimdiye kadar meçhul emvâc üzerinden seyr ede ede bütün bayraklarımızı selâmlamağa geleceklerdir.  Bu  noktada cihanı, cihân-ı  l’esîhi eyyâm-ı sürûrumuza, ikbâllerimize davet edeceğiz.” Severim seni ey şehr-i şehîr, ey (Piyer) ‘in te’sis-i güzini! O mehîb fakat  latîf;  kibar  manzaran  sefâ-bahş-ı  rûhumdur. (Nova)’mn o cereyân-ı muhteşemini yemîn ü yesârındaki granit taşlarını; o senin agûş-ı maharetine de  dökülmüş parmaklıklarını o hüzün gecelerinin sâf mehtâblarını severim; hep severim. Issız sokaklarının hâb-âlûd ecsâd-ı ıızmasını; tersanenin o amûd-ı nûn-efşânını severim, hep severim. “Parla eyâ Petro’nun şehri!  Teba’a-yı mağlûbe (  Lehler. Finlandiyalılar)     seninle uzlaşsın. öyle dilerim. Finlandiya denizinin   mevceleri   kinlerini,    izmihlâl-i    kadîmlerini unutsunlar, unutsunlar da o bî-sûd gazablan artık (Petro)’ nun uykusunu arâmını ihlâl etmekten fariğ olsun.”[38]

 

Yapılan araştırmalar sonucunda bunun Puşkin’in Bakır Atlı (Mednıy vsadnik) poemin giriş ve son bölümleri olduğu anlaşılmıştır. Zaman zaman parantez içinde açıklamalarda bulunan Ali Kemal yapıtı düzyazı biçiminde çevirmiştir.

1899 yazında çok iyi derecede Rusça bilen Cihangir Andicani tarafından M.Y.Lermontov’un Bir Firarinin Encam-i Hali – Yâhut Mücahidin-i Dini İstikbali (Mtsıri) adlı yapıtı çevrilerek Malûmat gazetesinin dört sayısı boyunca yayınlanmıştır.[39] Andicani’nin Lermontov’un diğer şiirlerinden de çevirileri vardır, ancak bunların hiç birinde şairin ismi belirtilmemiştir.

1900 yılında II. Abdulhamid’in baskıcı yönetimi başladı. 1900-1908 yılları arasında kültürel alanda her türlü etkinlikler durdu. Jurnal mekanizmaları geniş çapta yayıldı. Sıkı sansür, gazete ve kitap yayıncılığını olumsuz biçimde etkiledi. Söz konusu dönem süresince Rus edebiyatından ancak iki yapıt çevrilmiştir. Bunlar Abdullah Zühdü’nün Fransızcadan çevirdiği İ.S.Turgenyev’in Buhar (Dım) ile Ab-ı Nevbahar (Veşniye vodı) adlı romanlarıydı.[40] Çevirmen, yazar ismi belirtmeyip kitabın kapağında çevirinin Fransızcadan yapıldığını açıklamasına yer vermişti. Kitabın yayınlandığı dönemde ülkedeki sosyo-politik koşullar göz önünde bulundurulduğunda yayın evinin yazar adı vermeme kararında otokrasi ve baskıcı rejimin etkili olduğu anlaşılır.

1908 yılına kadar süren baskıcı dönemden sonra II. Meşrutiyet ilan edildi, 1909’da ise II. Abdulhamid tahtan indirildi. Yeni yönetimin ilanı ve sansürün kaldırılmasından sonra çok sayıda gazete ve dergi yayınlanmaya başlandı.[41] Buna paralel olarak çeviri etkinliğinde de canlanma yaşandı, ne var ki bu canlanma uzun sürmeyecekti. Trablusgarp Savaşı (1911) ile bunu izleyen Balkan ve Birinci Dünya Savaşları yayıncılığın canlanmasını engelledi, ancak Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hızlandırdı.  29 Ekim 1923 yılında Büyük Millet Meclisi Cumhuriyetin ilan edilmesi önergesini kabul etti. 1926 yılında o zamanki Maarifi Umumiye Nezareti’nin Telif ve Tercüme Daireleri batı klasiklerinin dilimize çevrilmesi ve ülke içinde dağıtılması amacıyla kuruldu. Ancak bu amacı gerçekleştirmek için uygun koşullar oluşmamıştı, bu işi başlatabilmek için her şeyden önce yazı dilini kolaylaştırmak ve sadeleştirmek gerekiyordu. Osmanlıcaya çevrilecek ve Arap harfleriyle basılacak olan bu yapıtlar dar bir okuyucu kitlesine hitap etmeye devam edecekti. Cumhuriyet yönetimi her şeyden önce bu engeli ortadan kaldırdı. 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilen “Türk Harflerinin kabul ve Tatbiki Hakkında kanun,” yüzyıllarca kullanılagelmiş Arap harflerini yasaklıyordu. Bu bir kültür devriminin ilk adımı niteliği taşıyordu. Ancak tüm bunlar bir iki yıl içinde gerçekleşecek şeyler değildi. Dilin benimsenmesi, yeni harflerin kök salması, yepyeni bir neslin yetişmesi gerekiyordu. Tüm bu yeni oluşumlar on yıla yakın bir dönem sürdü.

Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda 1909-1923 yılları arasında Rus edebiyatından dilimize yapılan çevirilerin büyük bir kısmını L.Tolstoy’un yapıtlarının oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Söz konusu dönem içerisinde bu büyük yazar ve düşünürün dokuz yapıtı çevrilmiştir. Bunların ilki 1910 yılında Bir İzdivacın Romanı (İstoriya odnoy jenitbı) adı altında Raif Nejdet tarafından dilimize kazandırılmıştır.[42] Ancak bu yapıtın 1893 yılında Olga Lebedeva’nın Familiya Saadeti başlığıyla çevirdiği roman olduğunu belirtmek gerekir.  Aynı roman Alişanzade İsmail adında üçüncü bir çevirmen tarafından da çevrilerek, 1934 yılında Samimi Saadet başlığıyla yayınlanmıştır.

Bu arada dönemin en önde gelen yayıncılarından İbrahim Hilmi, L.Tolstoy’un Diriliş (Voskresenye) romanının çevirisi yapmak üzere Haydar Rıfat’la anlaş. Rıfat’ın Fransızcadan çevirdiği bu roman 1911 yılında Hilmi’nin Millet gazetesinde Tedceddüt-ü Hayat adıyla yayınlan.

1912 yılında Tolstoy’un iki yapıtı daha yayınlanmışltır.  Bunların ilki Raif Necdet ile Sadık Naci’nin çevirdikleri Anna Karenina romanıdır.[43] Söz konusu roman “Roman neşriyatı” serisinin üçüncüsü olarak İbrahim Hilmi’nin yayın evinde basılmıştır.

Tolstoy’un aynı yıl yayınlanan ikinci yapıtı Hacı Murat’tır. Bu yapıt Yusuf Rıza tarafından dilimize çevrilmiştir.[44] Tolstoy’un her iki yapıtının çevirisi de Fransızcadan yapılmıştır.

1914 yılında Rus ve Türk dillerini çok iyi bilen Kırım Türklerinden Ahmed Rıfatof Tolstoy’un “Felsefe külliyatı”nı oluşturan otuz risaleden ikisini (Ölüm bahsi – O smerti; Felsefe-i hayat – Filosofiya jizni) yalın ve anlaşılır bir dille Türkçe’ye çevirmiştir. Bundan on yıl sonra Tolstoy’un bu felsefi yapıtlarından dokuz tanesi “Harbiye Nezareti tercüme şubesinde Rusça mütercimi binbaşı” Ali Fuad Bey tarafından çevrilerek, “Cihan kütüphanesi neşriyatı” başlığı altında “Mahmutbey” matbaasında yayınlanmıştır.[45]

1921 yılında Orhan Nüzhet Aşk ve İhanet başlığı altında Tolstoy’un Sergi Baba (Otets Sergiy) yapıtını çevirerek Sühulet kütüphanesi serisinde sunulmuştur. Bunun ardından aynı yazarın Acıklı bir sergüzeşt (Gorkoye priklyuçeniye) yapıtı Ahmed Selâhaddin tarafından dilimize kazandırılarak Semih Lûtfi kütüphanesi serisinde yer almıştır. Yayın tarihinin belirtilmemesine karşın, bunun 1922-23 yıllarında yayınlandığı tahmin edilmektedir.[46] 

     Tolstoy’un yapıtlarının yanı sıra o dönemde Türk okurları yeni bir isimle tanışmıştır, Maksim Gorki. Yazarın Türkçeye ilk çevrilen yapıtları Bir sergüzeşt-i hunin (Putevıye zapiski) ile Ana (Mat) oldu.

Bir sergüzeşt-i hunin yapıtı Ali Nusret tarafından Catulle Mendès’in Fransızca çevirisinden dilimize aktarılmıştır. II. Meşrutiyet’in ardından Tanin gazetesinde tefrika edildikten sonra 1910 yılında ayrı bir kitap olarak basılmıştır.[47]

Gorki’nin Ana romanı ise İbrahim Hilmi’nin ricası üzerine İsmail Müştak ile Muhiddin (Birgen) tarafından Fransızcadan çevrilmiştir. Bu kitap da önce Tanin gazetesinde tefrika edildikten sonra 1911 yılında iki cilt olarak basılmıştır.[48]

Buraya kadar ele aldığımız ve 1894-1923 yılları arasında Rus edebiyatından Türkçeye yapılan çeviri çalışmalarına baktığımızda herhangi bir sistematik yaklaşımdan söz edilemeyeceği gözlenmiştir. Söz konusu yapıtlar çevirmenlerin kişisel tercihlerine göre seçilmiştir. Çeviriler çoğu zaman ikinci dilden, kimi kez yanlışlar ve atlamalarla yapılmıştır.   Ülkemizde sistemli ve planlı çeviri etkinliğinden Mayıs 1939  tarihinde düzenlenen I. Neşriyat Kongresi sonrası dönemden itibaren söz edilebilecektir; bu da yazar, şair, denemeci, eğitimci, düşünce, kültür ve devlet adamı Hasan Ali Yücel’in 1940 yılında Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında örgütlenmesini sağladığı bilinçli ve yoğun çeviri etkinliğidir.

Bütün bunlarla beraber; ele aldığımız dönemde gerçekleşen çeviri çalışmaları sonucunda Rus edebiyatının Türkiye’de, Avrupa’da olduğu kadar, hatta belki de daha fazla ilgi gördüğünü söylemek ve çevrilen bu edebiyat yapıtlarının Türk okuyucularının Rusya’nın kültür ve sanat değerleriyle tanışmasına önemli katkı sağladığı çıkarımını yapmak mümkündür.

Kaynakça

Akünal, Dündar: “Çeviri ve Batılılaşma. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e”, Türkiye Ansiklopedisi, 1985, C.2.

Akün, Ö.F.: “Gülnar Hanım”, İslam Ansiklopedisi, –TDV, C.14, s.246.

Anonim: Bibliyografya. Neşriyat Bülteni, 1928-1933.

Bekiroğlu, N.: “Unutulmuş Bir Müsteşrik: Olga dö Lebedeva- Madam Gülnar”, Dergah, no.46, Aralık, 1993, s. 8-10.

Gariper, Cafer: “Rusçadan Türkçeye Yapılan İlk Edebi Tercümeler Üzerinde Bir Araştırma: Manzum Tercümeler”, İlmi Araştırmalar, İst., 1999/7, s. 105 – 134.

Habib, İ.: Avrupa Edebiyatı ve Biz, İstanbul, 1941.

Kabacalı, A.: “Türkiye’de Yayıncılığın Tarihçesi”, Varlık, No.1029, 1993.

Kolcu, A.İ.: Tanzimat ve Servet-i Fünûn Devirlerinde Batı Edebiyatından Yapılan Şiir Tercümeleri Üzerinde Bir Araştırma (1859–1901), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 1995.

Kolcu, A.İ.: Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901), Gündoğan Yay., İstanbul, 1999.

Kolcu, A.İ: ‘XIX Asır Türk Edebiyatında Puşkin’, Türk Edebiyatı, Sayı 269, Mart
1996, s. 44–46.

Okay, Orhan: Edebiyatımızın Batılılaşması Yahut Yenileşmesi, Büyük Türk Klasikleri, C. 8, İstanbul, 1988.

————— Edebiyatımızda Batılılaşma, Dergah Yay., İstanbul, 1992.

Ülken, Hilmi Ziya: Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, 3. Baskı: Ülken Yay., İstanbul, 1997.



[1] Bu konu üzerine daha fazla bilgi için bkz. Orhan Okay,. Edebiyatımızın Batılılaşması Yahut Yenileşmesi, Büyük Türk Klasikleri, C. 8, İstanbul, 1988;  ———-, Edebiyatımızda Batılılaşma, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergah Yay., İstanbul, 1992; Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, 3. Baskı: Ülken Yay., İstanbul, 1997.

[2] Tanzimat sonrasında İngiliz edebiyatından yapılan çevirilerin başında Shakespeare’in yapıtları gelir; 1876’da Ducis’in uyarlamasından yararlanılarak dilimize kazandırılan Othello’dan sekiz yıl sonra Venedik Taciri, Romeo ve Juliyet ile İki Verona Asilzade adlı yapıtlar Osmanlı okuyucularına sunulmuştur. Bkz. İnci Enginün, Tanzimat Devrinde Shakespeare Tercümeleri ve Tesirleri,  İstanbul, 1979.

[3] 19. yy. sonlarına doğru, gazete ve dergilerde Alman sanatçıları ve düşünürleri ile ilgili yazılar çıkmaya başlamış, Schopenhauer, Nietzsche ve Schelling’den çeviriler yapılmıştır. Bkz. Nedret Pınar, 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerinde Bir İnceleme, İstanbul, 1984.

[4] İ.Habib,  Avrupa Edebiyatı ve Biz, İst., 1941,  s. 267.

[5] A.y.

[6] Türkçeye yapılan ilk şiir çevirileri konusu Ali İhsan Kolcu tarafından derinlemesine incelenmiştir. Bkz. A.İ.Kolcu, Tanzimat ve Servet-i Fünûn Devirlerinde Batı Edebiyatından Yapılan Şiir Tercümeleri Üzerinde Bir Araştırma (1859-1901), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 1995. Rus edebiyatından, şair adının belirtildiği 8 olmak üzere, toplam 19 şiirin bulunduğu Kolcu’nun bu değerli çalışması Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901) başlığıyla 1999 yılında Gündoğan Yayınlarınca okurlara sunulmuştur. Aynı konu üzerine S.D.U. Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Cafer Gariper’in de değerli çalışmaları bulunmaktadır. Gariper, Kolcu’nun saptadığı şiirlere kendi bulgularını da katarak Rus edebiyatından olduğu düşünülen toplam 27 şiiri biçim ve içerik bakımından incelemiştir. Bkz. Cafer Gariper, Rusçadan Türkçeye Yapılan İlk Edebi Tercümeler Üzerinde Bir Araştırma: Manzum Tercümeler, İlmi Araştırmalar. Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri, Hakemli Dergi, İlim Yayma Сemiyeti, İst., 1999/7, c. 105 – 134.

[7] Bkz. A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901), Gündoğan Yayınları, 1999, s. 244-245.

[8] A.g.y., s.244.

[9] C.Gariper, a.g.m., s. 112.  

[10] Bkz. A.Koltsov, Pesnya paharya, Tri veka russkoy poezii, sos.N.V.Bannikov,  izd. 3-е, М., 1986, s. 152 – 153.

[11] Bkz. Anonim, Russkaya lirika 19-go veka, Seriya Russkaya KS, M., Hudoj. literatura, 1981, s.174. (Вчера я растворил темницу/ Воздушной пленницы моей:/ Я рощам возвратил певицу,/ Я возвратил свободу ей./ Она исчезла утопая/ В сиянье голубого дня,/ И так запела, улетая,/ как бы молилась за меня.)

[12] Yıldız Sarayı’ndan İ.Ü. Kütüphanesi’ne geçen belgeler arasında yer alan ve burada T.Y. 5668 numarayla kayıtlı olan Recep Vahyî’nin defterini ilk ortaya çıkaran C.Gariper olmuştur. Bkz. C.Gariper, a.g.m., s. 112 -113.

[13] Bkz. Cafer Gariper, a.g.m., s. 116 – 117.

[14] Kontes Olga .S. Lebedeva hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ömer Faruk Akün, “Gülnar Hanım” maddesi, T.D.V. İslam Ansiklopedisi, C.14, İstanbul, 1996, s.244-248; N.Bekiroğlu, “Unutulmuş Bir Müsteşrik: Olga dö Lebedeva / Madam Gülnar”, Dergah, no. 46, Aralık, 1993, s. 8-10.

[15] Türk aydın çevreleri, Ahmet Midhat Efendi’nin bu kongre nedeniyle kaleme aldığı 1030 sayfalık Avrupa’da Bir Cevelân adlı yapıt aracılığıyla önceden bu ziyaretin haberini almışlardır. Bkz. Ahmed Midhat, Avrupa’da Bir Cevelan, İst., 1307 (1890), s. 173 – 787.

[16] İ.Habib, Avrupa Edebiyatı ve Biz, s .267’den Tercüman-ı Hakîkat. No. 3745, 03.01.1306; No. 3746, 04.01.1306; No. 3748, 06.01.1306.  

[17] A.y.’den Puşkin’den Kar fırtınası: mütercimesi: Madam Gülnar Lebedeva, İstanbul, 1307.

[18] A.y.’den Madam Gülnar Olga Dö Lebedef, Şair Puşkin: hayatı, sanatı, eserleri, İstanbul, 1308.

[19] A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No. 3782, 12.02.1306; No. 3782, 13.02.1306; No. 3782, 14.02.1306; No. 3782, 15.02.1306; No. 3782, 18.02.1306.

[20] A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No. 3800, 18.03.1306; No. 3824, 15.04.1306.

[21] A.y.’den Servet-i Fünûn, No. 56, 26.03.1308, c.50-52.

[22] A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No. 4041, 30.01.1309; No. 4054,.14.02.1309.

[23] A.y.’den İlyas, yahut, Hakikat-i gına, Muharriri, Gülnar (Madam Olga Dölebedef), İstanbul, 1309.

[24] A.y.’den Familiya saadeti: (Rusçadan mütercem), müellifi Kont Tolstoy, mütercimesi, Madam Gülnar, İst., 1309.

[25] A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No. 4133, 15.04.1892; No. 4146, 15.05.1892

[26] İ.Habib, a.g.y.’tan Kâğıt Oyunu (Puşkin’den Tercüme), mütercimi, Gülnar Lebedev, Âlem matbaası, İst., 1308. 

[27] A.y’den M-me Gülnar de Lebedev, Rus edebiyatı, Аsadoryan Matbaası, İstanbul, 1311.

[28] Ömer Faruk Akün, a.g.e., s.246.

[29] Cafer Gariper, a.g.m.,  s. 117.

[30] .İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901), s. 246’dan Abdullah Cevdet, Mekteb mc. nr. 15, 23 Temmuz 1310 / 9 Ağustos 1894, s. 51.

[31] A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901), s.248’den Celâl Enisî, Malûmat mc. nr. 44, 11 Temmuz 1312 / 23 Temmuz 1896, s. 981.   

[32] Cafer Gariper, a.g.m., с. 117.

[33] Ömer Faruk. Akün, Gülnar Hanım”, a.g.e, s. 246.  

[34] Bibliyografya, Neşriyat Bülteni, 1928-1933, C.2, s. 33.

[35] A.y.

[36] A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirleri Antolojisi (1859-1901), s. 245’ten Muslafa Reşid-Gülnar Hanım, Şiikûfe-i İstiğrak, 1315 / 1897-1898, s. 26.

[37] A.İ.Kolcu, ‘XIX Asır Türk Edebiyatında Puşkin’, Türk Edebiyatı, Sayı 269, Mart 1996, s. 45.

[38] A.y.’den Ali Kemâl, İkdam gz. nr. 1618, Kânun-i evvel 1314 / Aralık 1899.

[39] A.y.

[40] İ.Habib, a.g.y’tan Buhar, (Fransızcadan tercüme), mütercimi, Abdullah Zühtü, İkdam Matbaası, İstanbul, 1321; Âb-ı nevbahar, (Fransızcadan tercüme), mütercimi, Abdullah Zühtü, İkdam Matbaası, İstanbul, 1321.

[41] Alpay Kabaçalı, Türkiye’de Yayıncılığın Tarihçesi, Varlık Edebiyat ve Sanat Dergisi: No. 1029, 1993, s. 3.

[42] İ.Habib, a.g.y.’tan Bir izdivacın romanı: Mütercimi, Raif Necdet, Yeni Şark Kütüphanesi, İstanbul, 1326. 

[43] A.y’den Anna Karenin: Mütercimleri, Raif Necdet – Sadık Naci: İbrahim Hilmi’nin “Kitaphane-i Askerî” serlevhalı eserlerinden, “Roman neşriyatı” serisinin 3 üncü numarası, İst., 1912.

[44] A.y’den Leon Tolstoy, Hacı Murat, Mütercimi, Yusuf Riza: İstanbul, 1329.

[45] Bkz. İ. Habib, a.g.y., s. 278.

[46] A.g.y., s. 279.

[47] A.y.’den Bir sergüzeşt-i hunin, (Fransız muharrirlerinden Catulle Mendès tercümesinden tercüme eden Ali Nüsret, 1327.

[48] A.y.’den Ana: Tercüme edenler İsmail Müştak ve Muhiddin, İbrahim Hilmi kütüphanesi, İstanbul, 1911.

  • Share on Tumblr
Daha fazla Tarih
Çeviribilim: Konular, Sorunlar, Arayışlar

Günümüzde çeviribili...

Kapat